Dünya, insanın istidat ve kabiliyetlerinin inkişaf edebileceği bir meydandır. Biz bu noktada diğer canlılardan ayrılırız. Onlar, hayata başka bir âlemde talim ve terbiye görmüş gibi gelirler ve bütün şartlara âşina ve nigehbân olarak dünya ile tanışırlar. Bediüzzaman 23. Söz’de meseleyi bu zaviyeden ele almış ve bu farklılığı ciddî bir şekilde tahlile tâbi tutmuştur.4
Dünya, insan için, duygu ve kabiliyetleri inkişaf ettirme yeridir. Onun için İslâm, duygu ve kabiliyetlerin inkişaf ettirilmesine göre bir mükâfat prensibi vaz’etmiştir.
Fevkalâde istidat ve kabiliyet, fevkalâde muameleyi gerektirir. Bu, İslâm’ın ücret ve mükâfat mevzuunda değişmeyen bir prensibidir. Kur’ân, “İnsana sa’yinden başka bir şey yoktur.”5 derken, beyin ameliyesi yapana da, beden ameliyesinde bulunana da emekleri nispetinde karşılık verme ölçüsünü getirmiştir.
Dolayısıyla insanlar içinde Hz. Ömer kafasını taşıyana verilecek olan mükâfat ile, omuzları üzerinde cılız bir kafa taşıyan birine verilecek mükâfat her hâlde aynı olmayacaktır ve olmamalıdır da.
Gece-gündüz durmadan düşünen bir insanla, sırt üstü yan gelip yatan insanı birlikte değerlendirmek elbette doğru değildir. Onun için, dünyanın büyük bölümünde, uzun zaman eşit ücret teorisi tamamen beşerin tabiatına, fıtratına ters bir istikamette işlemiş ve asla her zaman kabul edilebilir bir tatbikat görmemiştir.
Öyle ise, her istidat ve kabiliyet, kâmet-i kıymetine göre ücret almalıdır. Ancak, en aşağı seviyedeki insana verilen ücret, mutlaka onun insanca yaşamasına yetecek ölçüde olmalı; fazlalıklar ise, insanların o mevzudaki maharet ve tecrübelerine göre tespit edilmelidir.
b. İşçi-İşveren Münasebetleri
Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanları içinde en iyi kazanç, hassasiyetle işin üzerinde durularak ve işverene saygı gösterilerek elde edilen kazançtır.
Dipnotlar
- 4 Bediüzzaman, Sözler s.336, (23. Söz, 1. Mebhas, 4. Nokta).
- 5 Necm sûresi, 53/39.