Malın korunması, bir mânâda meşru kazanç yollarının teşvik edilmesi, gayri meşru yolların ise önlenmesi ile mümkündür. İşte İslâm, ticaret, ziraat, zanaat ve sanat dallarını teşvik; faiz, karaborsa, tefecilik ve ihtikâr gibi gayri meşru yolları da cezalandırmak suretiyle bunu en güzel ve pratiğe en uygun şekilde temin ve tesis etmiştir.
Bazı fakihler malın korunmasını bir vecibe değil, bir hak kabul etmişlerdir. Hangi görüş ele alınırsa alınsın, netice değişmez. Bu mevzuda en asgarî ölçü, malı korumanın bir hak olduğu şeklindedir.
Nitekim Efendimiz bu hususu şöyle tenvir buyururlar: “Malını korurken ölen şehittir.”13 Malı korumak öyle bir haktır ki, insan bu uğurda ölse şehit kabul edilmektedir. Bu da İslâm’ın mala verdiği değerin açık bir göstergesidir.
Diğer taraftan İslâm, mala haksız uzanan elin kesilmesini emretmekle yine aynı noktayı vurgular. Soyguncuların Allah karşısındaki durumlarını anlatan şu hadis de yine aynı hususa parmak basar: “Kim bir başkasının malını haksız yere aşırırsa ötede Allah’ın gadabıyla karşılaşır.”14
Malın korunması hususunda Allah Resûlü çok hassas davranmıştır.
Bir gün Mahzum kabilesinin ileri gelenlerinden bir kadın hırsızlık yapmıştı. Kadın soylu, fakat hırsızlığı da sabitti. Ancak kavim ve kabilesi onun elinin kesilmemesi için ellerinden ne geliyorsa yapmaya hazırdılar. Durumu Efendimiz’e kimin intikal ettireceğini düşünüp taşındılar ve Allah Resûlü’nün en çok sevdiği insanlardan biri olan Üsame’de karar kıldılar.
Dipnotlar
- 13 Tirmizî, diyât 21; Ebû Dâvûd, sünnet 32; Nesâî, tahrim 22; İbn Mâce, hudud 21.
- 14 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/416.