“İki göz var ki, ateş onlara isabet etmez, yani o iki göz Cehennem’i görmez: Birisi, geceleri kalkıp çağlayanlar gibi Rabbin huzurunda yaş döken, seccadesini ıslatan ve her âhıyla meleği-feleği velveleye veren, ikincisi de, memleketine sızma istidadında olan tehlikeler karşısında gözünü kırpmadan nöbet bekleyen murâbıtın gözü.”6 buyurur.
Bu gözlerden biri, maddî-mânevî bünyemize dıştan sızabilecek tehlikelere karşı uyanık göz; öbürü de Rabbi ile arasındaki münasebeti görme ve gözetme istikametinde uyanık göz. İşte bu iki göz bir araya gelince, gözün hakkı verilmiş olur. Bu bir mânâda asker ruhu ve asker disiplini ile tekke gönlünü bir araya getirme de sayılabilir.
İçtimaî hayata ait üniteler bir vücudun uzuvları hükmündedir. Bu bünyeye, âyetin ifadesiyle ‘bünyan-ı mersûs’ denir. Zira mü’minler birbirine kurşunla tespit edilmiş bir sur gibidirler. Onları birbirinden söküp koparmak ve bu seddi bozmak mümkün değildir. Hatta Çin seddi bozulur da bu sed bozulmaz. Ancak onları birbirine rapteden bağlar koptuğunda bu binada da yıkılma olur. Bu bağların başında da, emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münker vazifesi gelir.
Bu içtimaî irtibattaki fesat, cemiyetin yıllarca fazilet adına kazanıp biriktirdiği ne varsa, hepsinin tesirini kırar. Hayır ve hasenat adına depoladığı her şeyi de yok eder. Çünkü toplum içine münkeratın sızması demek, aynı zamanda fertler arasındaki muhabbet ve sadakat bağlarının da kopması demektir. Bu da cemiyeti tehdit eden önemli hastalıklardan biridir. Cemiyetin kalbi, ayağı, gözü-kulağı, fertlerin hayra ve Hakk’a karşı olan duyarlılıklarındadır. Bu duyarlılık kalkarsa, cemiyet sağır, dilsiz ve kötürüm olur.
5. Metafizik Gerilimi Koruma
Dipnotlar
- 6 Tirmizî, fezâilü’l-cihad 12.