Sa’d b. Ebî Vakkas (radıyallâhu anh) Cennet’le müjdelenen on sahabiden biridir.8 Hz. Ömer devrinde İran, bir baştan bir başa onun kumanda ettiği ordu tarafından fethedilmiş ve daha sonra Sa’d bu eyalete vali olmuştur. Sa’d, kapısına diktiği bir kapıcı yüzünden halk tarafından, günün halifesi Hz. Ömer’e şikâyet edilir ki, şikâyetçiler bunun sünnette yeri olmadığından dolayı dillendirir ve ta halifeye ulaştırırlar.
Hz. Ömer, başka bir şikâyetlerinin olup olmadığını sorunca, onlar Sa’d’ın namazı ta’dil-i erkân ile kılmadığını da ilave ederler.9 Tabiî ki bu, onların düşünceleridir. Yoksa Sa’d b. Ebî Vakkas gibi bir zatın namazını ta’dil-i erkân ile kılmaması düşünülemez. Fakat burada dikkat çeken ayrı bir husus daha vardır. O da, halkın bölge valisini cesaretle denetleyip, rahatlıkla halifeye şikâyet edebilmeleridir.
Evet, halk devleti devamlı ve kesintisiz olarak denetler, devlet de buna mukabil halkı seviyelendirmeye çalışır. Böylece devlet ile teb’a arasında denge kurulmuş, adaletle hükmetme esası da korunmuş olur.
Günümüz İslâm âleminde, ne halkın ne de devletin kendine düşen vazifeyi yaptığı söylenemez. Çok defa insanlar ahlâksızlığın her çeşidini irtikâp ederken, devlet bütün bunlara karşı kayıtsız kalmakta veya o da o günaha iştirak etmektedir.
İslâm dışı toplumlarda, emr-i bi’l-mâruf esası olmadığından, böyle bir kontrol mekanizması da söz konusu değildir. Ancak İslâm’da durum farklıdır. Orada ferdin devleti, devletin de ferdi kontrol etmesi söz konusudur ve bütün bunlar emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker prensipleri çerçevesinde icra edilir.
Emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münkerin dil ile yapılma keyfiyeti Kur’ân-ı Kerim’de bir yerde şöyle dile getirilir: “Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et.”10
Dipnotlar
- 8 Tirmizî, menâkıb 25; Ebû Dâvûd, sünnet 8; İbn Mâce, mukaddime 11.
- 9 Buhârî, ezan 95; Müslim, salât 158; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/176, 179, 180.
- 10 Nahl sûresi, 16/125.