Evet, yıllar var ki hemen her yerde, zayıf, güçsüz ve geri kalmış ülkeleri büyük ölçüde kaba kuvvet idare ediyor, hem de hiç kimseye hesap vermeden. Bir baştan bir başa şu koca İslâm dünyasında şimdiye kadar emsaline az rastlanan mazlumiyetler, mağduriyetler en feci şekliyle yaşanıyor. Sürüm sürüm yığınlar, sürüm sürüm milletler.. ne hakka saygı var, ne de insanlara merhamet; her yerde kan-irin, her yerde ürperten bir vahşet…
Bütün bunlar olup durdu ve olmakta; ama, bir de madalyonun öbür yanı var: Her şeyden evvel şimdilerde zulüm gidip ta ayyuka dayandı ve “gayretullah”a dokunma çizgisinde.. birkaç asırdan beri süregelen “Tagallüpler, esaretler; tahakkümler, mezelletler / Riyâlar, türlü iğrenç ibtilâlar, türlü illetler.” (M. Âkif), uyarmaya başladı uyuyan bütün toplumları.. artık her yanda bir sürü meşale par par.. ve bu aydınlıkta her şeyi doğru görüp doğru okuyan bir hayli insan var.
Dün hep kâbuslarla oturup kalkmamıza karşılık bugün, aydınlık geleceğin rüyalarıyla pırıl pırıl farklı mülâhazalarımız bulunmakta. Geç de olsa gayrı “yarınlarımız” diyebiliyoruz; kendimiz gibi düşünüyor ve kendi üslûbumuzla yürüyoruz yürüdüğümüz yollarda. “Hak rızası” diyenlerin sayısı her şeye yetecek kadar; hakka yürekten bağlanmışların ise hadd ü hesabı yok. Her gün arz üzerinde ışık haddinin giderek genişlemesine mukabil, zulmetlerde de sürekli bir büzüşme var. Dünya durmadan dönüyor ve pek çok şey de süratle değişiyor. Hâdiseler böyle cereyan ettiği takdirde bugün olmasa da çok yakın bir gelecekte semavîliğin gelip kapımızı çalacağından şüphe edilmemelidir.