Bugün bu ölçüde kendini hissettiren bu temizlerden temiz nesil, yüklendiği sorumlulukları derin bir vazife şuuru ve hizmet aşkıyla yerine getirmekte ve yitirdiğimiz Cennetleri bize iade edecek gibi görünmektedir. İşte bu evsaftaki gençler, bir yandan her gün ferdî planda daha bir derinleşip enginleşirken, diğer yandan da hendesî bir genişleme ile Allah’ın ayrı bir lütfunu seslendirmekte. Evet işte bu ölçüde, milletin mutluluğunu kendi mahrumiyetlerine bina edip, yaşamayıp yaşatan, uyumayıp uyaran ve bin bir mahrumiyet içinde başkalarının vicdan ve ruhlarını doyuran çağın kudsîleri bu hasbîler, bir yandan kendi mesuliyetlerinin gereklerini yaşarken, diğer yandan da toplumun sıkıntılarına çareler arayıp onların ızdıraplarını paylaştıkları sürece, çok yakın bir gelecekte şu birkaç asırlık hafakanların dineceğinde şüphe edilmemelidir.
Aslında, her kaba şeyi, her kirli nesneyi ateşin yumuşatıp temizlemesi gibi, şu birkaç asırlık musibetler, belalar, sıkıntılar da bu millette bir temizlenme duygusu uyarmış ve ona kendi safvetiyle ayakta durabilme düşüncesini ilham etmiştir. Dün, içinin kirliliğinden ötürü, ayağına bir pranga, boynuna da bir tasma takıp onu levsiyatın esaretine salan kader –o kader hep adildir– bugün de gönlündeki ümit emareleri, irade ve azminin çelikleşmesi sayesinde ona, yeniden milletler muvazenesindeki yerine ulaşmada mutlaka rehberlik yapacaktır.
Öyleyse şimdilerdeki safvetimizi bozmadan, milletçe kendi aşk u heyecanımızı, yine kendi sesimizle seslendirir ve ruhumuzdaki cibillî cesaretle ayağa kalkabilirsek, sûrunun sesi ta eski yıllara dayanan yeni bir “ba’sü ba’del mevt” yaşamamız mukadder demektir. Hiç şüphesiz böyle bir diriliş yolu da, imanın, aşkın, ihlâsın, hamiyetin bütün duygu, düşünce, tavır ve davranışlarımıza aksetmesinden geçer…