Karamsarlığa Bir Neşter
İnsanoğlu var olduğu günden beri, çok defa hep başka bir dünya özlemi içinde bulunmuş ve zaman zaman da yaşadığı dönemi yerden yere vuragelmiştir. Böyle bir mülâhaza, vicdandaki ebet arzusu veya yitirilmiş bir cennete iştiyaktan kaynaklanması itibarıyla bir açıdan tasvip görebilir, hatta takdir de edilebilir. Ancak içinde bulunduğumuz zamandan şikâyetin sesi-soluğu olması ya da ümitsizliğin ve karamsarlığın aks-i sadâsı gibi duyulması açısından böyle bir mülâhazayı tasvip ve takdir etmek bir yana, mutlaka üzerinde durulması gereken bir hastalık olduğu kanaatindeyim. Hususiyle böyle bir mülâhaza, bütün yerleşik düşüncelere, millet ruhuyla test edile edile gelişmiş ve kökleşmiş örflere, âdetlere karşı ise, onun marazî bir ruh haletinin tezahürü ve sosyal bir paranoya olduğunu düşünmek daha yerinde olacaktır.
Bilhassa günümüzde, tamamen paradoksal mülâhazalarla, geçmişten bugüne umumun kabul ettiği her şeyi sorgulama, hatta her eskiyi, eskimiş sayarak kaldırıp atma ve şayet varsa beğenilmeyen şeylerin yerine yeni, olumlu ve millî ruh televvünlü değişik alternatifler ikame edileceğine, isyancı bir ruh hırçınlığıyla “Şimdilik her şeyi yıkalım; ille de bir şey yapılacaksa onu sonra düşünürüz” şeklinde tahrip eksenli hareket edilmektedir.