Geçmiş Ve Gelecek
“Ne harâbî, ne harâbâtîyimKökü mâzide olan âtîyim.”(Yahya Kemal)
“Muştular geleceğe, selâm şanlı mâziye.”(Kırık Mızrap)
Hiç şüphesiz bir topluma yapılacak kötülüklerin başında, o toplumu, bugünkü ve yarınki varlığının en hayatî kökleri sayılan mazideki değer ve dinamiklerinden koparmak gelir. Yıllar var ki milletimiz, hep böyle sinsi bir planla karşı karşıya kaldı; hatta ona o zenginlerden zengin tarihi unutturularak âdeta bu koskoca millet millî hafızadan mahrum bırakıldı. Aslında biz millet olarak, bu bölgede var olduğumuz günden itibaren eskilerden tevârüs ettiğimiz her şeye kendi boyamızı çalarak, onları yepyeni kıymetlere ulaştırdık ve tamamen kendimize mal ettik.
Üzerinde bulunduğumuz bu topraklar, çevremizde çağlayıp giden ırmaklar, dört bir yanımızda salınan ağaçlar, gönüllerimize ürpertiler salan mehîb zirveler, sımsıcak ve yumuşak ovalar-obalar ve her uğrayışımızda, âdeta bir ahiret koyuna uğramış gibi bizi uhrevîleştiren mezarlar ve o mezarlar içinde ibretli bir sessizlikle yüzlerce seneden beri yatan ölüler, o kadar bizimdir ve o kadar duygularımızla içli-dışlıdır ki, onlarsız edemeyiz.. aksine ne zaman onlardan uzak kalsak, ruhlarımızın ciddî bir “dâüssıla” ile sarsıldığını hisseder ve hemen onlara koşmak isteriz.
Evet biz, işte bu ölçüde gönüllerimize sinmiş bu topraklar üzerinde onun havası ile, suyu ile beslenerek yirmi birinci asrın sahillerine ulaştık. Biz, bu toprakların çocukları, mübarek tarihin mirasçıları ve torunları olmakla övündüğümüz ölülerimizin de dalları, sürgünleriyiz.