İçeriğe geç

Evet, ömrünü, tabiatı tahlil ve yorumlamaya vakfetmiş bu dönemin materyalist ve bön insanı, kendi özüyle, kendi mânâsıyla hiç mi hiç ilgilenmediği gibi, Rabb’iyle münasebetlerinde de sığ kaldığı, hatta bütün bütün tabiata, eşyaya ve aklın oyunlarına teslim olduğu için bir bunalımlar “fasit daire”si içine girdi. Ne acıdır ki, ilim ve teknolojinin desteğinde, tabakat-ı beşer çapındaki umumî çalkantıların, menfaat ve çıkar uğrunda kıran kırana boğuşmaların, vahşilere rahmet okutturacak şekilde kan dökmelerin, kana girmelerin tabiî görüldüğü bu kanlı devrede, bizim zavallı entelijansiyamız körkütük batı hayranı yaşıyordu. Onun batı yamaçlarında böyle bir “mâşuk-u meçhul” adına türküler söyleyerek yanıp yakılmasına mukabil, garbı o ürperten ruhu ile tanımış Bergson, Boutroux, Hamlin ve daha niceleri ilim ve tekniğin her meseleyi halledemeyeceğini ilan ediyor, onları sorguluyor, batıyı ırgalıyor ve modern çağın bütün tabularına karşı yığınları uyarmaya çalışıyorlardı ki; biz de böyle bir uyanışın ve hele kendini bütün kesimlerde hissettirecek şekildeki bir uyanışın yaşı yirmi beş sene ya var ya da yok.

Evet, geç de olsa, nihayet bizde de, bugüne kadar sımsıkı bağlı bulunduğumuz o acayip tecrübî düşünceden (deneysellik) o putlaştırılan pozitivizmden, o tuhaf akliyecilikten (rasyonalizm) aşka ve kalbî hayata; tabiata bağlılıktan da ruhanîliğe ve uhrevîliğe doğru hızlı bir yöneliş hissedilmeye başladı. Bu yönelişin hedefine ulaşması ise, Allah’a, ahirete ve fizik ötesine inananların, materyalistlere ve tabiatçılara galebe çalmalarıyla gerçekleşecektir.. ve bu galebe aynı zamanda, yılların mağduru, mahkûmu mü’minlerin mâkus kaderlerini de değiştirecek en büyük zaferlerden biri olacaktır.

22