Gün gelip de dünyamızı çepeçevre saran bu ışık, ülke sınırlarını aşıp nursuz ve ufuksuzları kuşatınca, hiç güneş bilmeyen bu karanlık dünya, bir baştan bir başa fecir rengine büründü ve gece kuşları gibi harabelerde tüneyen bahtsızların yüzleri gülmeye başladı.. derken gönüllere eza saksağan sesleri bir bir kısıldı.. harabeleri okşayıp geçen ışık hüzmelerinden yarasaların gözleri kamaştı.. bütün canavarlar inlerine girip murakabeye daldı ve bütün yılanların zehirleri kursaklarına aktı. En karanlık düşüncelerin hüküm sürdüğü bu yerlerde, renk ve ışıktan Cennetlere yollar açıldı. Yer yer Firdevsî esintilerin çiçekleri okşayıp geçtiği, zaman zaman da dikenlerin güllere selâm durduğu yollar…
Gönüllerimizde iman ve azim, dillerimizde aşk u şevk türküsü, dem o dem şahlanmış yürürken, birdenbire bu muhteşem dünya öyle bir sarsıldı ki, altı üstüne gelmedik hiçbir şey kalmadı. Güneş sislere boğulup kayboldu.. renkler hüzünle inlemeye başladı.. yıldızların çehresini buz bağladı.. ay bu dehşetten sapsarı kesildi.