İçeriğe geç

Batılı nazarında medenî dünya, batıdan ve Hristiyan âleminden ibarettir. Başka milletler, hususiyle de Müslümanlar büyük çoğunluğu itibarıyla ya barbar ya da yarım medenidirler. Bu bakımdan da, onları ezmek, asimile etmek; hizaya gelmezlerse tehcir veya soykırımına tâbi tutmak gayet normaldir. Tarih, bu bağnazca tutumun misalleriyle doludur. Bu bağnazca tutuma milletimizin maruz kalması ise, diğer bütün milletlerin birkaç katına denk seviyededir. Zira batı, milletimizi İslâm dünyası üzerindeki emellerine mâni görmektedir. Evet, günü gelince uyanacak koskoca bir dünyanın, milletimizin liderliği etrafında toplanacağını düşündükçe o, hafakandan hafakana girmekte, asabîleşmekte, huysuzlaşmakta ve âdeta bir deli gibi sağa-sola saldırmakta.

Batı, kendi içinde Hristiyanlığa karşı lakayt kalsa da, İslâmiyet’in bahis mevzuu olduğu hemen her yerde, hatta Hz. Mesih’i kabul etmeyenler arasında bile, korkunç bir İslâm düşmanlığı gözlenmektedir. Daha İslâm’ın zuhuruyla dört bir yana serpilen düşmanlık tohumları, haçlı hareketleriyle birer tufan, birer felaket hâlini aldı. O günden bugüne bir kısım ruhanî reislerin kin, nefret ve düşmanca gayretleriyle batılı insan, Müslümanları birer gulyabanî, Müslüman idarecileri de âdeta birer Neron gibi görmeye başladı. Bu mevzuda anlatılan şeyler batılı yığınları o kadar tesir altına aldı ki, değil sadece cahil kalabalıklar, papazlarla sürekli kavga içinde bulunan dinsizler, ilim adamları, araştırmacılar dahi, “İslâm” kelimesinin geçtiği her yerde, kinle, nefretle gerilip, düşmanlıkla gürlediler.

135