Bazen, hizmet o kadar canlı, hizmet insanları o kadar duyarlı, ifadeler o kadar sıcak, düşünceler o kadar yumuşak, hisler de o kadar coşkun bir hâl alır ki, her hizmet eri süvarisini bulmuş bir küheylan gibi, gece-gündüz demeden koşar ve çatlayacağı ana kadar da yorgunluğunu hissetmez. Çatlayınca da bunu Hak rızasının bedeli bilir.. bilir ve alacaklılar gibi değil de verecekliler gibi davranır “Bana Seni gerek Seni!” der; sonra da bütün yolların boşluğa açıldığı böyle bir noktada varlıkların en erişilmezleri ile hemdem olur.
Bazen, hizmet erlerinin sineleri o kadar saflaşıp, o kadar semavîleşir ki, bu saflardan saf ruhlarla her karşılaştığımızda, onları, göklerin o sırlı mânâlarını gönüllerimize boşaltan birer ilham meleği gibi görür ve kendi kendimize: “Herhalde insan olmaktan maksat da bu olsa gerek…” diye mırıldanırız.
Bu hizmete açık sinelerde, bazen hizmet düşüncesi o denli köpürüp ve onları öylesine baskı altına alır ki, ruhlarının tavanı delinircesine coşar, göklerin ezelî neşesiyle bütünleşir ve sık sık duygularının menfezlerinden rasat edegeldikleri ötelere ait sırların harem dairesine ulaşırlar.