Yeni insan, bütün varlığa karşı sevgiyle dopdolu ve insanî değerlerin koruyucusu ve kollayıcısıdır. O, bir taraftan insanı insan yapan ahlâk ve fazilet gibi esaslarla kendi yerini belirleyip kendini bulurken, diğer yandan da bütün varlığı şefkatle kucaklayacak kadar âlemşümul (evrensel) ve diğergâmdır. Kendisinin nasıl olmasını seçtiği aynı anda, beraber bulunma mecburiyetinde olduğu insan ve sair eşyanın da nasıl olması gerektiğini tasarlar; fırsat doğunca da bütün tasarılarını gerçekleştirmeye çalışır. O, çevresinde iyi olan her şeyi korur-kollar ve onu başkalarına da salıklar.. bütün fenalıklara karşı savaş ilan eder ve onları, içinde yaşadığı toplumun bünyesinden söküp atacağı âna kadar bir yay gibi hep gerili kalır. İnanır, inanmayı herkese tavsiye eder.. ibadete “güzel” der ve onun gürül gürül dili olur. Okunması gerekli olan kitapları okur ve okutur. Ruh ve mânâ köküne saygılı gazete ve mecmualara omuz verir.. sokak sokak dolaşır; kendi insanının ihtiyacı olan her şeyin işportacılığını yapar.. ve bu hâliyle de o, bir sorumluluk ve mükellefiyet remzi olur.
Yeni insan, inşa ruhuna sahip ve her türlü şablonculuğun karşısındadır. Öze saygısı içinde kendini yenilemesini, hâdiselere söz dinletmesini bilir. Ve hep yaşadığı devrin önünde yürür.. yürür, iradesinin sınırları ötesinde bir gayretle, şevkli, çalımlı ve Allah’a itimat içinde. Onun hayatında sebeplere riayetle teslimiyet o kadar iç içedir ki, işin iç yüzünü bilmeyenler onu, ya esbâbperest (sebeplere tapan, sebepleri her şey sayan) veya tam cebrî (kaderci) sanırlar.. oysaki, ne o, ne de o; yeni insan tam bir denge insanıdır.. sebeplere riayeti bir vazife bilir, Hakk’a teslimiyeti de imanın gereği sayar.