İçeriğe geç

Her biri ayrı bir güzellik kuşağında tecelli eden bunca oluş, dünden bugüne hep olup durdu, ama ne dün bugün, ne de bugün yarındır. Her gün, ayrı bir aydınlık ve ayrı nimetlerle gelmekte; gelenler ışıktan parmaklarla O’na işaret edip geçmektedirler. Bütün bu gelip geçmelerde, her şey gibi insanoğlu da değişip başkalaşmakta ve ayrı bir ruh, ayrı bir karakter kazanmaktadır. Yerinde durup kaldığını ve başkalaşmadığını sananlar, içte ve dıştaki bu kadar değişmeyi sezemeyen kör ve sağır ruhlardır. Duygu ve düşünceleriyle kendilerini tabiatın güzellikleri içinde hisseden tâli’liler ise, bu gürül gürül ırmağın içine dalacak, onunla kaynaşıp bütünleşecek ve soluk soluğa varıp ummana ulaşacaklardır.

Katre iken derya, zerre iken güneş ve hiçliği içinde her şey olan bu babayiğitler, hiçbir zaman yalnız kalmayacak, kendini garip hissetmeyecek; kalbinin bütün kapılarını Yaratıcı’sına açıp O’nunla münasebete geçecek, O’na dert yanıp O’nunla hasbıhâl edecek; en gizli arzularını, en derin acılarını, en içten dileklerini O’na açacak ve O’na sığınacak.. dilini kullanmasa bile, duygu ve düşünceleriyle dertlerini O’na fısıldayacaktır. İçinde O’nunla dertleştikçe, daha başka içlere, içler ötesi içlere kanat çırpıp yükselecek; nihayet, gözlerin görmediği ve göremeyeceği, kulakların işitmediği ve işitemeyeceği ve kalblerin kavrayamadığı ve kavrayamayacağı göz kamaştırıcı iklimlere ulaşacaktır.

Kendini keşfedebilmiş böyle bir Hak erinin iç dünyası, yıldızlarla yaldızlı sema kadar parlak ve derin, mekânlar kadar geniş, Cennet’ler kadar da iç açıcı ve rengârenktir. Gökyüzündeki kandiller gibi, onun sinesinde de meşaleler ışıldamaktadır. Bu meşaleler sayesinde o, bütün eşya ve hâdiseleri aydınlanmış olarak görür ve her türlü tıkanıklıklardan kurtulur.

33