Rica ederim, o zamanlar bin seneyi aşkın bir zamandan beri milletin sinesinde kök salmış millî kültür ve tarih şuurundan, o göz kamaştırıcı muhteşem geçmiş ve onun getirdiklerinden; gazadan, cihaddan, gazilik ve şehitlikten söz etme imkânı var mıydı? Her biri başlı başına bir destana mevzu olacak, güneşi batmayan o şanlı günlerden, onun birer rüya, birer hülya değerindeki hatıralarından; varlık ve dirliğimizin bereketli kaynaklarından; ırmaklarından, çeşmelerinden, çağlayanlarından bahis açmaya imkân var mıydı? Şanlı tarihimizin füsunkâr güzelliklerini, onun ayrı ayrı yanlarından taşıp gelen musiki gibi tatlı seslerini; zaferleri, zafer duygularını, hezimetleri, nefis muhasebelerini derleyip, toparlayıp bir aynaya aksettirir gibi, millî ruh menşurundan geçirerek maşerî vicdana aksettiren gazeteleriniz, mecmualarınız, kitaplarınız, oşürleriniz, seminerleriniz, konferanslarınız ve bir mânâda televizyonlarınız, radyolarınız var mıydı?
Duyguda, düşüncede birbirinden koparılmış ülke insanının birbirine hasret giden fertlerini; yan yana ve bir arada fakat “daüssıla” ile kıvranan ailelerini; yokun, yokluğun, hatta gölgelerin kavgalarının verildiği arenaları gördükçe lime lime olup inleyen, yüreklerinizi duyup dinleyen ve “aks-i sada” nev’inden olsun cevap veren var mıydı?
Bütün bu kıtlıklar döneminde yitirilen değerlerimiz, tezyif edilen tarihimiz, yıkılan yuvamız, perişan olan insanımız karşısında ızdırap çekip sızlayan, ona masmavi günler hazırlama yolunda düşünce çilesiyle kıvranan ve onun sıkıntılarını paylaşan kaç insan gösterilebilirdi?