İçeriğe geç

Varlığın sinesinden kopup gelen bu ses, bu renk, bu ışık ve bu canlılığın his dünyamızda bıraktığı aks-i seda yanında, bir sel, bir dalga gibi akıp giden pek çok hülya ve hatıranın kanaviçesinden çıkmış bir şiiri de dinler gibi oluruz. Bazen biraz sisli-dumanlı, biraz rüzgârlı ve dalgalı olsa bile, ekseriya ruhanî zevkleri coşturan bütün bir tabiat kitabını.. gökleri, ayı, güneşi ve yıldızlarıyla; zemini, bağı-bahçesi, ovası-obası, ırmakları ve ormanlarıyla yudum yudum hayalimize içirir ve dört bir yandan benliğimizi saran tarif edilmez bir haz esintisine kapılır gideriz.

Her mevsim, ayrı bir ölüm uykusundan uyanıyor gibi gözlerimizi açıp, bazen genç tenli, çarpıcı endamlı, mor, mavi, pembe, yeşil renklerle yüz yüze gelir; bazen de başak ve meyve rayihalarıyla esen tatlı yaz rüzgârlarıyla selâmlaşır, renk ve kokuların tepeden tırnağa iliklerimize sindiğini duyarız.

Gönüllere güzellik duygusunu aşılayıp geçen bu sermedî manzaralar sayesinde, ruhlarında hazandan başka bir şey esmeyen ve hep iç dünyalarında kurdukları fenanın, kötünün rüyalarıyla kahrolup giden bir kısım bedbinlerde bile, ebedlere kadar devam edeceklermiş gibi bir ferahlık çağlamaya başlar.. ya inançlı ruhlarımızda..!

Zaman, masmavi dakikalar içinde akıp giderken, ruhlarımıza hayatın musikisini duyurmak için tıpkı mızraplar gibi inip kalkar; yaprak hışırtıları, ırmak çağıltıları, kuş cıvıltıları ve çocuk çığlıklarıyla her yana neşe olup yağan renkli sabahların; ışıkla açılıp kapanan gözler gibi tesirli, sevgiyle çarpan yürekler gibi heyecanlı grupların; insanları sırlı ve sihirli zaman tünellerinde dolaştıran, tabiatın en romantik vadilerinde gezdiren, gecelerin, değişik perdeden birer nağme olup “tın, tın!” tınladığını duyarız gönül dünyalarımızda.

50