Ah benim zavallı ve tâli’siz insanım! Sen hep hüsnü kuruntularının, dost ve düşmanını tefrik edememenin kurbanı oldun! Her fırsatta merhametine sığındığın şu dünya, ne senin inilti ve ızdırapların, ne de imansız ve amansız zulümlerle ölüp ölüp dirilmelerin karşısında, kat’iyen üzüntü ve teessür duymamıştır. Aksine, seylaplar hâlinde akıtılan kanları, yıkılan hanümanları, birbirine düşürülen insanları ve sefalet içinde kıvranan yığınları kendi çıkarları istikametinde istismar etmiş ve hiçbir zaman samimi olmamıştır. Olmamıştır; çünkü ölen de öldüren de, çocukları yetim, kadınları dul kalan da hep Müslümanlardı. Ve bunların Müslümanlığı, her türlü medenice muameleden mahrum bırakılmaları için kâfi bir sebepti. Evet onun nazarında, bu mazlumlar dünyası sadece bir kısım muvazaalarda kullanılmalı ve başkaca bir değer de atfedilmemeliydi. Ne onun varlık ve bekâ mücadelesi, ne de hak ve hürriyet kavgası kat’iyen nazar-ı itibara alınmamalı ve desteklenmemeliydi. O, umumi hayat mücadelesinde ayıklanıp gidecekse gitmeli; şayet kalacaksa cankeş olup işlerine yaramalı, canlı olup bütün bütün işlerini zorlaştırmamalıydı…
Ah uğursuz dünya; ah zalim düşünce, ah aldatan şeytan! Bilmem ki ettiklerine hiç pişmanlık duyduğun oldu mu?..
Ne var ki, sen pişmanlık duysan da duymasan da, bunların hiçbirinin cezasız kalmayacağı, Allah’ın değişmeyen âdetine göre, mutlaka iğneden ipliğe her şeyin hesabının verileceği bir gün gelecek ve sen maşerî vicdan karşısında hacaletten iki büklüm olup inleyeceksin!