İçeriğe geç

Hindukuş dağlarından Filipinler’e, oradan da Balkanlar’a kadar koskoca bir dünyada, tâli’siz masumların gözyaşları, ümitsizlik içinde çırpınan yüreklerin iniltisi, binler-yüz binler zavallı çocuk, genç ve beli bükülmüş mecalsiz ihtiyarların, insan bozması bir kısım cellatların elinde kesilip biçilmesi, her biri birer sanat harikası olan medrese ve mâbetlerin acımasızca yerle bir edilmesi gibi, birbirinden büyük bu kadar dev hâdise karşısında, medeniyetin beşiği ve kürsüsü olma iddiasında bulunan bu zalim dünyada, “artık yeter..!” diye haykıran kaç insan gösterebilirsiniz? Kaç insan gösterebilirsiniz ki, zulme, haksızlığa isyan ederek, riyakârca dahi olsa, eski efendilerine karşı centilmence davranmıştır? İsyan etmek bir yana, yıllar var ki bu insafsız dünya, gazete, mecmua, televizyon ve radyosuyla sürekli olarak mazlumları tahkir ve zalimleri alkışlayan naralarla inleyip durmuştur.

Bizler, kendi inanç, kanaat ve anlayışımıza göre, insanoğlunun bu kadar levsiyata gömüleceğine, bu denli bayağılaşacağına ihtimal vermesek bile, cihanın dört bir yanında tatbik edilen haince planlar, seylaplar hâlinde akıtılan kanlar ve her biri birer mezar hâline getirilen şehirler, kasabalar tablo tablo eşi ve benzeri görülmedik bir vahşeti sergilemektedir.

90