İçeriğe geç

Vâkıa, mücrim cezalandırılır ve cezalandırmada şefkat dahil, hiçbir yüce duygu, fermanı yüksek yerden çıkan bu hükmün infazına mâni olamaz. Ne var ki kin ve nefretlerimizin mahkûm ettiği kimseleri taşlamaya dair bir hüküm bulunduğunu söylememiz de mümkün değildir. İşin doğrusu şu ki; biz, benliğimiz içindeki putu, bir Hz. İbrahim (aleyhisselam) cesaretiyle kırmadıktan sonra, ne nefsimiz adına, ne de başkaları adına hiçbir zaman isabetli karar vermeyiz…

Af, insanoğluyla gün yüzüne çıkmış ve onunla kemale ermiştir. Bu itibarla biz, en Yüce Kamet’te, en geniş affediciliğe şahit oluruz.

Kin ve nefret ise, habis ruhların, insanlar arasına saçtığı Cehennem tohumlarıdır. Yeryüzünü gayyaya çeviren bu kin ve nefret körükleyicilerine mukabil, bin bir bunalım içinde, itile kakıla hep meçhullere sevk edilen insanımızın imdadına, affedicilikle koşmalıyız. Arkada bıraktığımız şu bir iki asır, af bilmezlerin, müsamaha tanımazların gaseyanlarıyla en kirli ve en sevimsiz hâle getirildi. Geleceğe de bu nasipsizlerin hükmedeceğini düşündükçe, ürpermemek elden gelmiyor.

Onun içindir ki, bugünkü nesillerin kendi evlat ve torunlarına en büyük armağanı, “affetmesini” öğretmek olmalıdır.En kaba davranışlar, en iç bulandırıcı hâdiseler karşısında dahi affetmesini… Ne var ki, ruhu hırçınlaşmış, vicdanı acı çektirmekten zevk alan insan azmanlarının, affedilmesini düşünmek de, af müessesesine karşı bir hürmetsizlik olacaktır. Evet, onları affetmek, hem elimizden gelmez, hem de böyle bir af, insanlığa karşı bir saygısızlıktır. Böyle bir saygısızlığı makul görecek ve gösterecek kimse de bilmiyoruz.

54