Sonra, yıllarca ağlayıp nalan olduk, “sirişk-i çeşmimiz”1 çağlayanlardan farksız akıp gitti… Eski hâlimize, yitirdiğimiz ikbalimize, anadan babadan yetimler gibi ağladık. Dost vefaya yanaşmıyor, düşman cefadan doymuyor; tâli’ zebun, bizler bitik, inledik durduk. Üstümüzde enînden bir bulut, çevremizde feryattan bir lücce2.
deyip gecelere dert döküp inledik, feryattan şekvalarla bir yüce dergâha “arz-ı hâl” eyledik. Evet, her şeyin sahibine bel bağlayıp, bacak kadar hâlimizle minare kadar ümitler arkasına düştük, şîr-i jiyan’ın3 etrafa “savulun” diyeceği günün ümitleriyle. İnanıyorduk ümidimize fer verene, dizimize derman getirene; milletimize, insanımıza… Kalbimize indirdiğimiz her mızrapta iyimserliğin nağmelerini duyuyor, gözümüzün önünde dirilişimizi kutlayan ışıkların yanıp söndüğünü görüyorduk.
Nihayet biz, bin bir girdapla pençeleşmeye duralım, neslimize gülen şafaklar ufkumuzda zuhur etti. Ama yine ağlıyoruz; dün bir harâbezâre, bugün de lalezâre…5 Ağlıyoruz kasvetli bulutların çözülüşüne, gözü kurumuş semamızdan sağanak sağanak yağmur dökülüşüne, zeminin burcu burcu bahar kokuşuna ve her şeyin yeniden dirilişine… Şurada emekleyen civcivlere, beride formasını takmış tomurcuklara, ötede bin iniltiye, bin sancıya…
Elimizde bahardan bir demet gül, gözümüz güle şebnem yetiştirmekte ve “Asrın garipleri” olarak, “kışta gelmiş”in kapısında büyük bişareti mırıldanıyoruz: Sümbüllerin kemer kuşandığını, tohumların başak saldığını, gülün gamze çaktığını, bülbülün nağme attığını ve bir nevbahar olduğunu.
Dipnotlar
- 1 Sirişk-i ceşm: Gözyaşı.
- 2 Lücce: Engin deniz.
- 3 Şîr-i jiyan: Yaralı aslan.
- 4 “Geceler hep safa ve kedere gebedir. Gün doğmadan gecenin dölyatağından neler doğar.”
- 5 Lalezar: Lalelik.