Evet, tevhidle iç âlemini düzenleyememiş, yükselip içtimaî hayata girememiş güdük ruhlardan, hem aile, hem toplum, hem de vatan çok sakınmalıdır. İç âlemi, isten, pastan görünmez hâle gelmiş ve derununda ak’ın kara’ya karıştığı bu tâli’sizler, bugün olmasa yarın, yurdu da yuvayı da kundaklayacaklardır. Dünden bugüne, bu gözü ve kalbi mühürlülerin hıyanet ve ihanetleri, hiç de küçümsenmeyecek kadar çok olmuştur.
Ne var ki, vatanın sağa sola peşkeş çekilmesinden, ormanların ve bağların bozulup çöle çevrilmesine kadar, her türlü kötülüğü yapan, cahil, iz’ansız, inançsız ve başkalarının kuklası bu yığınların baş sorumluları da yine bizleriz.
Evet, biz ihmal ettik. Biz bozduk. Biz inançsız ve hoyrat kıldık. Hesabını da biz vereceğiz. Bugün hâdiselerin demir pençesinde; yarın, tarih karşısındaki muhakememizde; öbür gün de, kılı kırk yaran Yüce Divan’ın iğneden ipliğe hesap sorduğu hengâmda…
Bir milletin, kendi özünden uzaklaştırılması, ruhuna yabancı düşünceler aşılanarak mihrabının yıkılması ve minberinin yerinin değiştirilmesi, tarih karşısında ve Hak Divanında bağışlanmayacak günahlardandır.
Nesilleri, inançtan, düşünceden, hak ölçüsünden ve istikametten mahrum birer yeniçeri yığını hâline getirip milletin nefsine, nesline, dinine ve malına saldırtmak büyük günahtır. Sonra, bu azgınlaşmış ruha ceza veriyorum diye, kazanlarda yeniçeri ve Bektaşî kellesi kaynatmak da, en az onun kadar günahtır.
Günahtır, nesilleri ihmal etmek. Günahtır, onların kalblerini, ruhlarını inançsız ve itminansız hâle getirmek. Günahtır, onları geçmişine ve köküne düşman yapmak. Günahtır, onları yabancı şaraplarla kendinden uzaklaştırmak.. ve günahtır, mânevî ve mukaddes dayanaklarından mahrum bırakmak. Günahtır, günah…!