İçeriğe geç
“İç bâde, güzel sev var ise akl u şuurun; Dünya var imiş, ya ki yok olmuş ne umurun.”

düşüncesiyle mülevvesleşecek…

Her şey olan bu potansiyel kat’iyen ihmal edilmemelidir. Nasıl edilir ki… Bir devirde her şey damarlarındaki asil kana emanet, nesebi gayr-i sahih başka bir devirde o, yılışık, sürtük, iffetsiz; bütün devirlere rahmet okutturacak melanet. Bu devirde o, en acılardan acı midede seretan, gözde bir katarakt… İnsanlığı “yapmacık”, merhameti hile; gayret ve celadeti âlemi iğfal; şecaati göz bağcılık, “esfel-i sâfilîn”in ucunda insan azmanı bir hortlak. Mimarının elinde ise, “a’la-yı illiyyîn”in nazenin, nazdâr sultanı; kâinatın “ahsen-i takvîm”i, ilahî nazarın nokta-i mihrâkiyesi… O, mimarından kendine bir el uzatılmasını istiyor. Bu el onu Acemi Oğlanlar seviyesinden alarak, Enderun Ağalığına yükseltebilirse, kadirnâşinasların kendine reva gördüklerini teker teker anlama imkânını bulacak ve bir daha da gayyalara sürüklenmemeye bakacaktır.

O bizden himaye ve dirayet bekliyor. Biz ondan kalb-kafa izdivacı ve mazi ile sarmaş dolaş olmasını… O, ruhunda çöreklenen nevrozlara hâzık bir hekim; biz de, kafasında yıllanmış hezeyanlara bir deva bekliyoruz. O canhıraş feryatlar içinde “Tulumbanı al, yetiş imdada, yangın var.” derken; biz “Müsaade et, bu yangını kan ve terimizle söndürelim.” diyoruz. Ağızlar söylemese de, gönüller mızrabını yemiş bamteli gibi çoktan bunu müterennim.

Ey ümmet-i merhûme, beklediğin subh-u kıyamet değilse ellerini boynundan çöz, Herakles’in Promete’nin imdadına koştuğu gibi, şeytanın ateşine çarpılmış gençliğin imdadına koş..!

26