İçeriğe geç

Böyle her şeyin dökülüşü, her şeyin birkaç defa harman oluşu karşısında.. evet, bütün altüst oluşlar karşısında edebiyat, felsefe, estetik sahalarında neyin kalıp, neyin kalmayacağını söyleyebilir miyiz? Neyin kayıplara karışacağını, hangi nevzuhurların yarınlarımızı işgal edeceğini kestirebilir miyiz? Kendi kendimizi hayallerle teselli ve bunun edebiyatıyla avunma, zihnimize karşı ayrı bir tenakuz ve göz göre göre kendi kendimizi aldatma değil midir? Eksistansiyalizm hangi derde derman olabilmiştir? İşte olup bitenler: “Harap iller, yıkılmış hânümanlar, zâirsiz1 bucaklar, kimsesiz çöller…”

Evet, bugün her şeyden evvel, insanlığın kırılan gururunun, hırpalanan ruhunun asıl sebebini arama mecburiyetindeyiz. Biz onu, maddenin bir mihrap ve pozitivist düşüncenin bir fetiş hâline getirilmesinde görüyoruz.

İnsanlığın düşünce dünyasını istila eden bu davetsiz misafirler, daha doğrusu zorbalar, onu hortlak hâline getirip kendi kendini katlettirmekten başka, bütün ümitlerini de alıp götürmüş ve yerine bir sürü buhran bırakmışlardır…

Şimdi, bu yeni buhran dönemi bize, millî hayatiyetimizin bütün bütün sönüp külleştiğini, hayalimizde kurduğumuz sırça sarayların karanlığa gömüldüğünü ve geçmiş milletler gibi, bizim için de bitip tükenmenin mukadder olduğunu iyiden iyiye hissettirdi. Hem, bütün endişelerimizi sarsacak şekilde hissettirdi.

Evet, şimdi; Ninova’yı, Bâbil’i daha iyi anlıyor; Roma’yı, Atina’yı görüyor gibi oluyoruz. Artık tarih uçurumunda herkesi yutacak kadar büyük gediklerin bulunduğunu açık seçik müşâhede edebiliyor ve ürperiyoruz. Peşi peşine iki Cihan Harbi bu ürpertiye dâyelik yaptı ve onu bilhassa Batı için bir kâbus haline getirdi.

69