İçeriğe geç

Evet o, baştan başa insanlık ufkunun karardığı bir dönemde, bir kama gibi zulmetleri yırtmış ve kendinden sonraki devirlere hükmünü kabul ettirmiştir; cesaretiyle, ikdamıyla ve ölüme karşı fütursuzluğuyla…

Ve yine o, taarruzunda destanlara sığmaz bir celadet gösterir:

“Vur pençe-i âlî’deki şemşîr aşkına Gülbangı, âsmânı tutan pîr aşkına Ey leşker-i Müfettihu’l-ebvâb vur bugün Feth-i mübîni zâmin o tebşîr aşkına Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilal içün Gelmiş bu şehsuvâr-ı cihangîr aşkına Düşsün çelengi Rum’un, eğilsin ser-i Firenk Vur Türk’ü gönderen yed-i takdîr aşkına Son savletinle vur ki açılsın bu sûrlar Fecr-i hücum içindeki tekbîr aşkına. ”
(Y.Kemal)

Müdafaasında da cansiperanedir. Hatta onun müdafaası, taarruzundan farksızdır. Batılı; “Bütün milletlerin müdafaadan ümitlerinin kesildiği yerde onun taarruzu başlar.” der. Bu, Malazgirt’ten Çanakkale’ye kadar, destanlaşan bir milletin aksiyonunun en güzel ifadesidir. Palandöken’de, Rus ordusunu, elindeki satırıyla karşılayan ninesinden, yüzünden duvağı çözüp Çanakkale’ye koşan gelinine kadar, Batılının gözünden kaçmamıştır bu millet.

İmkânsızlığın ve yokluğun kendini boğmaya çalıştığı dönemde dahi, İngiliz toplarına süngüsüyle cevap veren Mehmetçik, tarihe gömülürken, Ulubatlı Hasan’la selamlaşır, Mohaç’a tebessüm atfeder, Malazgirt’ten geçip “Bedr’in Aslanları”yla boyun boyuna gelir.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? “Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın. Hercümerç ettiğin edvâra da yetmez o kitab… Seni ancak ebediyetler eder istiâb… ………………………………………… Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.(M. Âkif)
137