Her şeyden evvel bu sözde اَلْقَتْلُ kelimesi tekerrür etmektedir ki, buna kelimenin iç musikisi de inzimam edince hiss-i selim ve zevk-i selime aykırı olduğu hemen hissedilir. Âyette ise mevzuun ve mazmunun özünü aksettiren o engin iç musiki ile beraber böyle bir tekrar söz konusu değildir.
Sâniyen, “Katl, katli ortadan kaldırır.” yaklaşımı yanlıştır; zira her öldürme öldürmeyi önlemez/önleyemez; hatta bazen öldürme, peşi peşine öldürmeler fâsit dairesi bile oluşturabilir.
Sâlisen, âyetteki حَيَاةٌ ve اَلْقِصَاصِ kelimeleri, Kur’ân’ın iç musikisi açısından gayet latif düşmesine mukabil, اَلْقَتْلُ أَنْفَى لِلْقَتْلِ ifadesinde kulağı ve hiss-i selimi tırmalayan bir ses söz konusudur.
Râbian, âyette herhangi bir hazif mevcut olmadığı hâlde burada اَلْقَتْلُ [قِصَاصًا] أَنْفَى لِلْقَتْلِ [ظُلْمًا مِنْ تَرْكِهِ] hazfedilmiş ibarelerin mevcudiyeti bahis mevzuudur.
Hâmisen, âyette kısas sonucuyla hayat arasında bir tıbâk mevcut olmasına karşılık, nazire olarak ortaya konan ifadede böyle bir husus mevcut değildir.
Sâdisen, âyetteki kısas kelimesi öldürmenin berisinde daha küçük cinayetleri de kapsamasına mukabil, nazirede ise bunlara, delâletin hiçbir şekliyle, işaret söz konusu değildir.
Bu konuda üçüncü bir örnek olarak İhlâs Sûre-i Celîlesi üzerinde de durulabilir. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın pek çok yerinde îcâz vurgusunda bulunan Bediüzzaman Hazretleri bu sûre ile alâkalı da şunları söyler: Çok kısa olan İhlâs Sûre-i Celîlesinde üç müspet, üç de menfi cümle mevcuttur. Sûre, bu altı cümle ile altı mertebe tevhidi ifade ve ilanın yanında o kadar da şirk envaını reddetmektedir.[1]
Bu konuyla alâkalı “Yirmi Beşinci Söz”deki o bahse bakılabilir. Aslında o Hazret’in “İşârâtü’l-İ’câz” kitabı, Kur’ân’daki bu tür cezâlet-i beyan örnekleri adına mutlaka mütalâa edilmesi gerekli bir şaheser mahiyetindedir.