Buna benzer hem bir ihbar-ı gaybî hem de hakiki mü’minlere va’d u bişâret diyeceğimiz, gerçekleşmiş bir haberi de Nûr Sûre-i Celîlesinin 55. âyeti işaretlemektedir. Evet, yeryüzündeki hâkimiyet-i İslâmiye’den yıllar ve yıllar önce Kur’ân-ı Mübin: وَعَدَ اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضٰى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا... “Allah, daha önceki mü’minlere (Hazreti Davud, Hazreti Süleyman ve daha başkalarına) dünya hâkimiyeti lütfettiği gibi, sizin içinizden iman edip sâlih amel işleyenlere de kesin olarak aynı şeyi vaat etmektedir. (Öyle ki) onlar için razı olup intihap ettiği İslâm dinini yaşama, temsil etme imkân ve iktidarı bahşederek onları da o korkulu dönemin arkasından tam bir güvene erdirecek; gayrı onlar yalnız Bana ibadet edecek ve Bana asla şerik koşmayacaklar...”(Nûr sûresi, 24/55) şeklinde çok önemli bir bişârette bulunmuştur ki, mevsimi gelince de gönülden Allah’a inananlar o gül devirlerini doya doya yaşamış ve ütopyalara sığmayan, tasavvurlar üstü içtimaî, iktisadî, ahlâkî ve idarî sistemler tesis etmişlerdir.
Bu konuyla alâkalı da onlarca âyetten bahsetmek mümkündür ama biz bu fasla da bir nokta koyarak o menba-ı mu’cizâtın daha farklı bir yanını işaretlemeyi düşünüyoruz.