İçeriğe geç
Sözler

dünyaya meydan okuyacak bir iman kuvvetiyle hakikati pervasızca söyleyen, Müslümanca yiğitlik ve cesarete sahip olması gerekir.

Hem idam planlarının uygulandığı ve bir tek dinî risalenin neşrettirilmediği dehşetli bir devirde, bilhassa yok edilmesi ve söndürülmesi hedeflenen, Kur’an’a ve şeriata ait esasları telif ve neşrettiği meydanda olan kâmil bir mürşidin, İslam’ın bu asırdaki hakiki ve mükemmel bir rehberi ve Kur’an’ın muteber, çok büyük bir tefsircisi olması lâzımdır.

İşte bu zamanda, yukarıda sayılan dokuz şart ve hususiyetin, müellif Said Nursî’de ve eseri Nur Risalelerinde aynen mevcut olduğu, hakiki ve derin İslam âlimlerinin fikir birliğiyle, yanlışlığına ihtimal bulunmayacak derecede kesin haberleri ve ittifakıyla sabittir. Hem uyanmakta olan bu İslam milletince, Avrupa ve Amerika’ca malûmdur ve tasdik edilmiştir. İşte arkadaşlar! Biz böyle bir Kur’an tefsiri arıyor ve böyle bir tefsirci istiyorduk.

Kıymetli kardeşlerim! Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük meselesi, imanı kurtarmak veya kaybetmek davasıdır. Dünya savaşları insanlığı uyandırmış, dünya hayatının fâniliğini hatırlatmıştır. Ve bâki bir âlemde, ebedî saadet içinde yaşama hissini uyarmıştır. Elbette böyle muazzam bir davayı, şaşırtıcı ve aldatıcı bir zamanda kazanabilmek için bir dava vekili bulmakta çok dikkatli olmamız gerekir. Bunun için araştırmamızı biraz daha genişleteceğiz. Şöyle ki:

Önceki asırların kelâm ilmindeki dâhilerinin, dinimizin harika imamlarının ve Kur’an-ı Hakîm’in dâhi tefsircilerinin meydana getirdikleri eserler, takdiri mümkün olmayacak derecede kıymetlidir. O zâtlar, İslamiyet’in birer güneşidir. Fakat günümüz, o büyük zâtların yaşadığı zaman gibi değildir.

Eskiden dalâlet, cehaletten geliyordu. Bunun yok edilmesi kolaydır. Bu zamanda ise dalâlet -Kur’an’a, İslamiyet’e ve imana saldırılar- fenden, felsefeden ve ilimden geliyor. Bunu engellemek zordur. Eski zamanda bu ikinci kısım binde bir bulunuyordu, onların da ancak binden biri irşad ile yola gelebilirdi. Çünkü öyleleri hem bilmez hem kendilerini bilir zannederler.

Hem geçmiş asırlarda müspet ilimlerin, yirminci asırdaki kadar

902