İçeriğe geç
Sözler

rahmetinin varlığını inkâr etmeyi gerektirir. Halbuki O’nun rahmeti, güneşten daha parlak, sarsılmaz bir hakikattir. İşte, rahmetin cilvelerinden ve tatlı meyvelerinden olan aşk, şefkat ve akıl nimetlerine dikkat et! Eğer insan hayatının ebedî bir ayrılık ve hicranla sona ereceğini farz etsen görürsün ki, o tatlı muhabbet en büyük musibetlerden biri olur. O leziz şefkat, en büyük bir dert haline gelir. O nuranî akıl, en büyük bir belâya döner. Demek rahmet –rahmet olduğu için– hakiki muhabbetin karşısına ebedî hicranı çıkarmaz. Onuncu Söz’ün “İkinci Hakikat”i bunu gayet güzel bir şekilde gösterdiğinden burada kısaca bahsedildi.

Yedinci Sebep

Şu kâinatta görünen ve bilinen güzellikler, bütün kemâlat, cazibeler, bütün arzular, bütün şefkat ve merhamet birer mânâdır, mazmundur ve manevî birer kelimedir. Kâinatın Sâni-i Zülcelâl’inin lütuf ve merhametinin tecellilerini, ihsan ve kereminin cilvelerini kalbe ve akla zorunlu olarak, açıkça gösterirler. Madem bu âlemde bir hakikat vardır, o halde apaçık görüldüğü gibi hakiki rahmet vardır. Madem hakiki rahmet vardır, ebedî saadet de olacaktır. Onuncu Söz’ün “Dördüncü” ve “İkinci Hakikat”leri bu meseleyi gündüz gibi aydınlatmıştır.

Sekizinci Sebep

İnsanın fıtratının şuurlu kısmı olan vicdanı ebedî saadete bakar, onu gösterir. Evet, kim kendi uyanık vicdanını dinlese “Ebediyet!.. Ebediyet!” sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse, insan sonsuzluğa duyduğu ihtiyacın yerini dolduramaz. Demek, vicdan sonsuz bir hayat için yaratılmıştır. Bu vicdanî cazibe ve cezbe, hakiki bir gayenin ve cazibeli bir hakikatin çekimiyle olabilir. Onuncu Söz’ün “On Birinci Hakikat”inin sonunda bu mesele ispat edilmiştir.

Dokuzuncu Sebep

Doğru sözlü, doğruluğu şüphesiz ve herkesçe tasdik edilmiş olan Muhammed-i Arabî’nin (aleyhissalâtü vesselam) haber vermesidir. Evet, o zâtın (aleyhissalâtü vesselam) sözleri, ebedî saadetin kapılarını açmıştır.

634