Fakat madem insan yalnız bedenden ibaret değil. Onu beslemek için kalb, dil, akıl, dimağ koparılıp bedene yedirilmez. Onlar yok edilemez; idare edilmek ister.
Hem madem kabir kapısı kapanmıyor ve kabrin öbür tarafıyla alâkalı gelecek endişesi her insanın en mühim meselesidir. Elbette milletin itaat edip hürmet gösterdiği vazifeler, yalnız dünya hayatına ait toplum, siyaset ve askerlikle ilgili olanlarla sınırlı değildir.
Evet, yolculara seyahat için bilet vermek bir vazife olduğu gibi, ebediyet tarafına giden yolcuların da bir bilet ve o karanlık yol için nur kazanmasını sağlamak öyle bir vazifedir ki, hiçbir vazife onun kadar mühim değildir. Böyle bir vazife ancak ölümü reddetmekle ve her gün اَلْمَوْتُ حَقٌّ hakikatini, cenazelerinin mührüyle imzalayan otuz bin şahidin şehadetini yalanlamakla inkâr edilebilir.
Madem zaruri manevî ihtiyaçlardan kaynaklanan manevî vazifeler var ve o vazifelerin en mühimi ebediyet yolunda seyahat için pasaport, berzah karanlığında kalbin cep feneri ve ebedî saadetin anahtarı olan imandır, imanın ders verilmesi ve takviyesidir. Elbette o vazifeyi gören, Allah’ın marifetine ermiş kimseler nankörlük ederek kendilerine verilen ilahî nimetleri ve iman faziletini hiçe sayıp haram zevklerin peşinden giden günahkârların derecesine düşmeyeceklerdir. Kendilerini, aşağı insanların bid’atlarına, yasak zevklerine bulaştırmayacaklardır. İşte beğenmediğiniz ve eşitsizlik zannettiğiniz inziva bunun içindir.
Bu hakikati söylemekle beraber, beni işkenceyle cezalandıran sizin gibi, bencillikte, çalım satmakta ve şu eşitlik kanununu ihlâl etmekte firavunluk derecesine ulaşmış kibirlilere seslenmiyorum. Çünkü kibirli olana karşı tevazu alçalma zannedildiğinden, tevazu göstermemek gerekir. Belki insaf sahibi, mütevazı ve adil olanlarınıza derim ki:
Allah’a hamdolsun ben, kendi kusurumu, acizliğimi biliyorum; değil kibirli bir şekilde Müslümanların üstünde bir hürmet makamı
Dipnotlar
- “Ölüm kesin bir gerçektir.” (Bkz. et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 3/180. Ayrıca, ölüm gerçeğini ifade eden ayet-i kerimeler için bkz. Bakara sûresi, 2/28; Âl-i İmran sûresi, 3/185; Hac sûresi, 22/66; Câsiye sûresi, 45/26; Kaf sûresi, 50/19; Cum’a sûresi, 62/8; Mülk sûresi, 67/2).