İçeriğe geç

Üçüncüsü

Madem Hakîm-i Mutlak hiçbir şeyi israf etmiyor, boşuna yaratmıyor. Madem mahlûkatın varlığı şuur sahipleri içindir, onlarla kemâlini bulur, şenlenir ve abeslikten kurtulur. Madem bizzat gördüğümüz gibi o Hakîm-i Mutlak, o Kadîr-i Zülcelâl hava unsurunu, su âlemini, toprak tabakasını sayısız canlıyla şenlendiriyor. Ve madem hava ve su, hayvanların gezip dolaşmasına mâni olmadığı gibi, toprak, taş gibi kesif maddeler, elektrik ve röntgen ışınları gibi şeylerin akımına engel değildir. Elbette o Hakîm-i Zülkemâl, her şeyi sanatla yaratan o Bakî Yaratıcı, yerküremizin merkezinden meskenimiz olan dış yüzüne kadar birbirine bitişik yedi küllî tabakayı, onların geniş meydanlarını, âlemlerini ve mağaralarını boş ve ıssız bırakmaz. Elbette oraları şenlendirmiş, o âlemlerin şenlenmesi için uygun, şuurlu varlıkları yaratıp oraya yerleştirmiştir. Mademki o şuur sahibi varlıkların meleklerle aynı cinsten ve ruhanilerle aynı türden olması lâzım gelir. Elbette yeryüzündeki en kesif ve en sert tabaka, onlar için balığa nispeten deniz, kuşa nispeten hava gibidir. Hatta yerkürenin merkezindeki müthiş ateşin de o şuurlu varlıklar için, bizlere nispeten güneşin sıcaklığı gibi olması gerekir. O şuur sahibi ruhaniler nurdan yaratıldıklarından ateş onlar için nur gibidir.

Dördüncüsü

On Sekizinci Mektup’ta yer tabakalarının hayret verici özellikleri hakkında keşf ehlinin bildirdiği, aklın kolay kabul edemeyeceği tasvirlere dair bir temsil zikredilmiştir. Özetle şöyle: Yerküre, şehadet âleminde bir çekirdektir; misal ve berzah âlemlerinde ise büyük bir ağaç gibi göklerle omuz omuza duracak büyüklüktedir. Keşf ehlinin yerkürede ifritlere mahsus tabakayı bin senelik bir mesafe şeklinde görmesi, dünyanın şehadet âleminde çekirdek olarak değil, belki misal âlemindeki dallarının ve tabakalarının tezahürüdür. Madem yerkürenin görünüşte önemsiz bir tabakasının bir başka âlemde böyle büyük tezahürleri var; elbette yedi kat göklere karşılık o da yedi kattır denilebilir. Bu noktaları hatırlatmak için Kur’an ayetleri veciz ve mucizevî bir tarzda şu küçücük dünyayı göklerin yedi tabakasına denk göstererek bu hakikate işaret ediyor.

107