Bu, onun hem kerameti hem de harikulâde bir âdeti olabilir. Evet, Seyyid Ahmed-i Bedevî’nin hayret verici ve istiğrak içindeki halleri, yanlışlığına ihtimal bulunmayacak derecede bir kesinlikle naklediliyor. Kırk günde bir defa yemek yediği vaki olmuştur. Fakat her zaman değil, keramet olarak bazen vuku bulmuştur. Muhtemelen istiğrak hali, yemeye ihtiyaç duymadığından onun için âdet hükmüne geçmiştir. Seyyid Ahmed-i Bedevî (kuddise sirruh) gibi pek çok veliden bu tarz harikalar sağlam delilleriyle rivayet edilir. Madem Birinci Nokta’da ispat ettiğimiz gibi, bedende depolanmış rızık insana kırk günden fazla yetebilir, o kadar süre yememek âdet olarak mümkündür ve bu hal harika zâtlardan sağlam delilleriyle nakledilmiştir. Elbette inkâr edilemez.
[İkinci Nükte]
İkinci Soru münasebetiyle iki mühim mesele beyan edilecek. Coğrafya ve astronomi bilimleri yetersiz, daracık kanunlarıyla ve küçücük ölçüleriyle Kur’an’ın semâsına çıkamadıklarından ve ayetlerin yıldızlarındaki yedi kat mânâyı keşfedemediklerinden, divanece bir şekilde aşağıdaki ayeti tenkide, hatta inkâra çalışmışlardır.
Birinci Mühim Mesele
Gökler gibi yeryüzünün de yedi tabaka olmasına dairdir. Bu mesele, asrımızın felsefecilerine ve gökbilimcilerine asılsız görünüyor. Onların yeryüzü ve gökler hakkındaki bilgileri bunu kabul etmiyor. Bu sebeple bazı Kur’an hakikatlerine itiraz ediyorlar. Buna dair birkaç işareti kısaca yazacağız.
Birincisi
Öncelikle: Ayetin mânâsı ayrı, o mânânın kısımları ve doğrulayıcıları ayrıdır. O küllî mânânın çeşitli kısımlarından biri yoksa bile o mânâ inkâr edilemez. Halbuki bu ayetin, göklerin yedi tabakasına ve yeryüzünün yedi katına dair küllî mânâsının pek çok kısmından yedi delili açıkça görülüyor.
İkinci Olarak: Ayetin açık mânâsında “yedi kat yer” denmiyor.