İçeriğe geç

Zira, mademki bir âlim peygamberlerin varisidir; o halde hak ve hakikatin tebliğ ve neşri hususunda, aynen onların tutmuş oldukları yolu takip etmesi lâzımdır. Her ne kadar bu yol bütün dağ, taş, çamur, çakıl, uçurum; daha beteri takip, alıkoyma, muhakeme, hapis, zindan, sürgün, tecrit, zehirlenme, idam sehpaları ve daha akla hayale gelmeyen nice bin zulüm ve işkencelerle dolu da olsa...

İşte Bediüzzaman, yarım asırdan fazla o mukaddes cihadı ile bütün ömrü boyunca bu çetin yolda yürüyen, karşısına çıkan binlerce engeli bir yıldırım süratiyle aşan ve peygamber varisi bir âlim olduğunu ameliyle ispat eden bir zâttır.

Kendisinin ilmî, ahlâkî, edebî birçok fazilet ve meziyeti arasında beni en çok hayran eden şey, onun o dağlardan daha sağlam, denizlerden daha derin, semâlardan daha yüksek ve geniş olan imanıdır. Rabbim, o ne muazzam iman! O ne bitmez ve tükenmez sabır! O ne çelikten irade! Hayal ve hatıralara ürpermeler veren bunca baskı, tehdit, eziyet ve işkencelere rağmen o ne eğilmez baş, ne boğulmaz ses ve nasıl kısılmaz nefestir!

Büyük İkbâl’in heyecanlı şiirlerinden aldığım coşkun bir ilham neşesiyle vaktiyle yazdığım “Mücâhid” ismini taşıyan bir manzumede, aşağıdaki mısraları okuyanlardan, belki şairane bir mübalâğada bulunduğumu söyleyenler olmuştur. Lâkin şu mukaddimesini yazmakla şeref duyduğum şaheseri okuyanlar, vecd ile dolu bir hayranlıkla anlayacaklar ki, Allah’ın ne kulları varmış! Eğer bir iman, kemâlini bulursa neler yapar ve ne harikalar doğururmuş!

Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,

İnsan da o imandaki son sırra ererse,

En azgın ölümler ona zincir vuramazlar,

Volkan gibi coşkun akıyor, durduramazlar!

Rabbimden iner azmine kuvvet veren ilham,

Peygamberi rüyada görür belki her akşam!

Hep nur onun iman dolu kalbindeki mihrap,

Kandil olamaz ufkuna dünyadaki mehtap!

Kar-kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz;

Mevsim bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz.

Cennetteki âlemleri dünyada görür de,

292