Mahvolsa eğilmez sıradağlar gibi derde!
En sarp uçurumlar gelip etrafını sarsa,
Ay batsa, güneş sönse, ufuklar da kararsa,
Gökler yıkılıp çökse, yolundan yine dönmez,
Ruhundaki imanla yanan meşale sönmez!
Kalbinde yanardağ gibi, iman ne mukaddes!
Vicdanına her an şunu haykırmada bir ses:
Ey yolcu, şafaklar sökecek, durma, ilerle,
Zulmetlere kan ağlatacak meşalelerle!
Yıldızlara bas, çık yüce âlemlere, yüksel!
İnsanlığı kurtarmaya cennetten inen el…
Sanki bu mısralar iman kahramanı, büyük mücahit Bediüzzaman Hazretleri için yazılmış. Zira bu yüksek sıfatlar, hep onun sıfatlarıdır. Cenâb-ı Hak şu ayet-i kerîmede bakınız, cihadda bulunanlara neler vaat ediyor:
وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ
Meal-i şerifi: “Bizim uğrumuzda cihad edenlere mutlaka yollarımızı gösteririz. Ve hiç şüphe yok ki, Allah muhsinlerle –O’nu görür gibi ibadet eden mücahitlerle– beraberdir.”
Demek ki büyük Allah, iman ve Kur’an uğrunda candan ve cihandan geçen mücahitlere hakikat ve hidayet yollarını göstereceğini vaat buyuruyor. Hâşâ, Cenâb-ı Hak vaadinden dönmez! Yeter ki, bu büyük ilahî vaadin şartları yerine gelsin.
Bu ayet-i kerîme, Üstad’ın karakter ve şahsiyetini tahlil hususunda bize nurdan bir rehber oluyor ve o nurun billûr ışığı altında artık en ince çizgileri ve en hassas noktaları görüp sezebiliyoruz. Zira, mademki bir insan Cenâb-ı Hakk’ın muhafaza ve himayesinde bulunmak nimetine mazhar olmuştur; artık onun için korku, endişe, üzüntü, yılma, usanma gibi şeyler bahis mevzu olamaz.
Allah’ın nuru ile nurlanan bir gönlün semâsını hangi bulutlar kaplayabilir! Her an ilahî huzurda bulunma bahtiyarlığına eren bir kulun ruhunu hangi fâni emel ve arzular, hangi zavallı alâka ve iltifatlar, hangi pespaye gaye ve ihtiraslar tatmin, teskin ve teselli edebilir!
Dipnotlar
- Ankebût sûresi, 29/69.