İçeriğe geç

Bununla da kalmadı, derhal gerek idarî gerekse adlî çok mühim takipler, pek ciddi tetkikler, uzun ve peş peşe mahkemeler gerçekleşti. Neticede bu ilahî tecellinin, gönüller ülkesine kurulan bir “iman ve irfan müessesesi”nden başka bir şey olmadığı bir hakikat olarak ortaya çıkınca, adaletin ilahî bir surette cilvesi şu şekilde göründü: “Bediüzzaman Said Nursî ve bütün Risale-i Nur eserlerinin beraatı” kararı resmen ilan edildi. Ve artık ruhun maddeye, hakkın bâtıla, nurun karanlığa, imanın küfre her zaman üstün geleceğinin; ezelden ebede değişmeyecek ilahî kanunların başında gelen bir hakikat olduğu güneşler gibi belirdi.

Herhangi bir iklimde ortaya çıkan bir ıslahatçının mahiyet ve hakikatini, sadakat ve samimiyetini gösteren en gerçek ölçü; davasını ilan etmeye başladığı ilk günler ile zafere ulaştığı son günler arasında ferdî ve toplum hayatında, bedenî ve ruhî hayatında meydana gelen değişiklikler, farklardır, derler. Mesela o adam ilk günlerde mütevazı, âlicenap, ferâgat sahibi, alçakgönüllü.. kısaca, bütün ahlâk ve fazilet bakımından cidden örnek olan gayet temiz ve son derece seçkin bir şahsiyetti. Bakalım, cihadında zafere ulaşıp hislerde, emellerde, gönüllerde yer tuttuktan sonra yine o eski temiz ve örnek halinde kalabilmiş mi? Yoksa zafer neşesiyle, büyük sanılan birçok kimse gibi, yere göğe sığmaz mı olmuş?

İşte, büyük-küçük herhangi bir dava ve gaye sahibinin mahiyet ve hakikatini, şahsiyet ve hüviyetini en hakiki çehresiyle aksettirecek olan en berrak ayna budur. Tarih boyunca bu müthiş imtihanı kazanmanın şaheser misalini, evvela peygamberler ve bilhassa Nebiler Sultanı Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), sonra onun halife ve sahabileri, daha sonra da onların nurlu yolunda yürüyen büyük zâtlar vermişlerdir.

• • •

Peygamber Efendimiz, اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ الْأَنْبِيَاءِ yani, “Âlimler, peygamberlerin varisleridir.” hadis-i şerifleriyle âlim olmanın pek kolay bir şey olmadığını, i’cazlı belâgatleriyle beyan buyuruyorlar.

291