İçeriğe geç

Herkesin başından, az çok fiziğin kalın ve maddî tabakasını yırtan, insanı eşya ve hâdiselerin verâsına baktıran vak’alar geçmiştir. En basitinden, bir gaflet anında kapınızın vurulduğunu duymuşunuzdur. İçinizde, ismiyle çağrılanlar olmuştur. Hâlbuki o anda kapınızın vurulmasını veya isminizin çağrılmasını fizik kanunlarıyla izah etmeniz mümkün değildir. Bu ses, fizik ve tabiatın ötesinden gelmektedir.

Ben bunları söylerken dahi her bir okuyucu kendi başından geçmiş, bu tür nice vak’alar hatırlayacaktır. Bunun o kadar çok misali vardır ki, sayılması imkânsızdır. Şu kadar söylenebilir ki, dünyanın dört bir yanından bize kadar ulaşan bu ses ve soluklar ve bu tür hâdiseler, inkârı imkânsız bir “mütevatir” haber hükmündedir. İşte bu tür vak’aları inkâr edenler esasen böyle bir tevatürü inkâr etmektedirler. Bunun ise ilim ve fikir adamlığıyla hiçbir alâka ve ilgisi yoktur. Zira “tevatür”, inkârı imkânsız bir kaziye ve bir hükümdür.

İnsan varlık sahasına çıkmadan önce de ruhanîler vardı ve mevcuttu. İnsanın kendi ruhuna gelince, bu mevzuda iki ayrı görüş bulunmaktadır: Bir görüşe göre ruhlar, cesetten önce yaratılmış durumdadır ve kendilerine mahsus âlemde durmaktadır. Diğer görüşe göre ise her ruh cesede gireceği anda yaratılmaktadır. Meselenin izahı ihtilaflıdır. Ancak mahiyette herhangi bir ihtilaf söz konusu değildir. Her iki görüş de ruhun varlığını kabul etmektedir.

Burada, son bir işaret daha koyup, sözü noktalayalım:

27