İçeriğe geç

Bütün kevn ü mekân, değil Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ına, esmâsına nispetle dahi Büyük Sahra’ya atılmış küçük bir halkadan ibarettir. Zerre güneşi nasıl aksettirebilir ki, bu kadar küçük varlık âlemi, Cenâb-ı Hakk’ı anlatmaya yeterli olabilsin? Hayır, yeterli değildir. Ama bir aynalık haysiyetiyle, aklı gözüne inmiş bir kısım materyalist gafillere karşı ışık tutmak, kalblerine ve kafalarına gelen tereddüdü izale etmek için madde bir vesile ve vasıtadır. Yoldaki tozu, gubarı silsin, temizlesin diye bir süpürgedir. Onunla yapılması gereken iş bittikten sonra, bu süpürge lâyık olduğu yere konmalı ve her yerde elde süpürge gezilmemelidir.

Şu kat’iyen bilinmelidir ki, kalbin duyduğunu kitap anlatamaz. Allah’a imana kitap tercüman olamaz. Kitap sadece bu imanı formüle eder. Nasıl inanılması gerektiği hususunu izaha çalışır.

Yoksa, kalbin duyuş ve doluşu, velinin, mürşidin ilham ve düşüncelerinden daha keskin ve çok daha ileri seviyededir. Fakat, Bâtınîliğe düşmemek, yanlış kararlar vermemek ve yanlış şeyler söylememek için mesele, bir nebi ile ele alınır ve o da ilâhî kitapla, inanılması gereken hususları bir biçime koyar ve bize “Şu şekilde inanacaksınız.” der. Eğer böyle olmasaydı sapmalar olur, din adına dinsizlikler yapılırdı. Fakat, kitabın bize verdiği ölçülerde derinleşme tamamen kalble alâkalı bir seviye işidir ki, bizim işaret etmek istediğimiz husus da budur.

Belki herkes, ruh aynasında gerçek hakikati, kamet-i kıymetine uygun müşâhede edemez. Fakat maddenin ötesinde bir mânânın varlığını kabul eden herkes, sadece maddeye dayalı düşünceler imal eden mü’minlerden çok ötede bir imana sahiptir; bu da asla inkâr edilemez.

21