İçeriğe geç

Düşünün ki, Efendimiz, bütün ganimetlerin, bir kısım ulemâya göre yirmi beşte birine, bir kısmına göre ise beşte birine hem de Cenâb-ı Hakk’ın fermanıyla sahip bulunuyordu.474 Yani ganimetlerin humusu Allah Resûlü’nün şahsî tasarrufundaydı. Onu istediği gibi kullanma selahiyeti, doğrudan doğruya Cenâb-ı Hak tarafından O’na tevdi edilmişti. Hâlbuki, Hz. Ömer bir gün O’nun saadet hücresine girecek ve hıçkıra hıçkıra ağlayacaktı, Efendimiz niçin ağladığını sorunca da o koca Ömer şöyle diyecekti:

– Yâ Resûlallah! Dünya kralları, Kisralar servet içinde yüzüyorlar. Senin ise altına sereceğin bir sergin bile yok.. yatağın hasır.. ve teninde yattığın zeminin izleri.. hâlbuki kâinat senin için yaratıldı.

Allah Resûlü şu cevabı verir: “İstemez misin yâ Ömer, dünya onların, ahiret de bizim olsun!”475

Allah Resûlü, bunları söylerken, başka türlü yaşaması mümkün olmayan bir fakirin, bir düşkünün çaresizlik içinde söylediği sözler türünde bir söz olarak da söylemiyordu. Yukarıda da temas ettiğimiz gibi, o isteseydi, dünyanın en zengin insanı olabilirdi. Bakın; bir fikir vermesi bakımından, sadece Huneyn’de elde edilen ganimeti arz etmek istiyorum:

40.000 koyun, 24.000 deve, 6.000 esir, 4.000 okka gümüş.476

Diğer muharebelerde elde edilen ganimetlerle, krallardan gelen hediyeler de düşünülecek olursa, Efendimiz’in en müreffeh bir hayat yaşamasına mâni hiçbir şey yoktu. Ancak O, en fakir bir insanın yaşadığı hayatı yaşamaktaydı. Eline geçenleri ise, bütünüyle halka dağıtıyordu. Zira O, tecessüm etmiş bir “kerem”di.. bu kadar kerem sahibi bir insan ise, ancak Resûlullah olabilir…

414