İçeriğe geç

Bir şahıs gelip O’ndan bir şey istemişti, Allah Resûlü ona istediği şeyi vermişti. Bir başkası gelip istemiş, O yine vermişti. Başka biri istediğinde ise, verecek bir şey kalmadığı için Allah Resûlü vaad etmişti. Yani mal eline geçtiği ilk fırsatta ona verecekti. Bu durum Hz. Ömer’i fevkalâde üzmüş, Allah Resûlü’nün bu derece rahatsız edilmesinden rahatsız olmuştu. Dizleri üzerine doğruldu ve: سُئِلْتَ فَأَعْطَيْتَ ثُمَّ سُئِلْتَ فَأَعْطَيْتَ ثُمَّ سُئِلْتَ فَوَعَدْتَ“İstediler verdin. Bir daha istediler yine verdin. Bir daha istediler vaad ettin. Yani, kendini bu kadar eziyete sokma yâ Resûlallah!” dedi. Ancak bu sözler, Allah Resûlü’nün hiç hoşuna gitmemişti. Kaşlarının hafif çatıldığını gören Abdullah b. Huzâfetü’s-Sehmî ayağa kalkmış ve: أَنْفِقْ يَا رَسُولَ اللّٰهِ! وَلَا تَخْشَ مِنْ ذِي الْعَرْشِ إِقْلَالًا diyerek tesellide bulunmuştu. Yani: “Ver ey Allah’ın Resûlü, sakın Allah’ın seni fakir bırakacağını ve senden nimetlerini kesivereceğini zannetme!” İki Cihan Serveri bir müddet sükût buyurdu ve ardından şöyle dedi: بِذٰلِكَ أُمِرْتُ“İşte ben de bununla emrolundum.”483

Ferazdak ne güzel söyler:

لَوْلَا التَّشَهُّدُ كَانَتْ لَاؤُهُ نَعَمُ
مَا قَالَ لَا قَطُّ إِلَّا فِي تَشَهُّدِهِ
“O, teşehhüdün dışında asla “Hayır” demedi. Eğer teşehhüd olmasaydı O’nun “Hayır” sözü de“Evet” olurdu.”

O, “Evet”lerle bu kadar bütünleşmiş bulunuyordu. Şer’î daire içinde O’ndan ne istense hemen icabet eder ve isteyene istediğini verirdi.

Evet, Nebiler Sultanı’nın cömertlikte de benzeri yoktu.. tekti.. bu ölçüdeki bir cömertlik de ancak peygamberlikle izah edilebilirdi.

Hem eğer cömertlik Allah’a yaklaştıran bir huy ise, Allah Resûlü nasıl cömert olmaz ki; hâlbuki O, Allah’a yakınlıkta, Cibril’i bile geride bırakmıştı…

Zaten bizzat kendisi de şöyle buyuruyordu:

418