İçeriğe geç

Osman b. Maz’ûn vefat edince Allah Resûlü ona da koşarak gitti. O, Allah Resûlü’nün kendisine kardeş yaptığı şanlı bir sahabiydi. Cenazesinin üzerine o kadar ağladı, o kadar gözyaşı döktü ki, sanki cenaze Allah Resûlü’nün gözyaşıyla yıkanmış gibi oldu.435 Tam o esnada biri, Osman b. Maz’ûn’u kastederek: “Kuş oldu, Cennet’e uçtu.” gibi bir ifade kullandı. Allah Resûlü hemen kaşlarını çattı ve: “Ben Allah’ın Resûlü’yüm, ne muamele göreceğimi bilmiyorum, sen onun Cennet’e gittiğini nereden biliyorsun!” dedi.436

Evet, O, denge insanıydı. Şefkati, ağlaması, asla bir yanlışı düzeltmesine mâni olmuyordu. Hıçkırıklarıyla, kardeşim deyip bağrına bastığı insanı sararken ve gözyaşlarıyla yuyup yıkarken, söylenen mübalağalı bir söz, O’nun uygunsuz bulduğu bu söz sahibini ikazına mâni olmuyordu. Vefa başkaydı, hak başka; Uhud şehitlerini her hafta ziyaret ediyordu ama, “Uçup Cennet’e gittiniz.” demiyordu. Biz “Onlar da Cennet’e gitmeyecekse…” desek bile, bu böyle…

Yetimleri himaye edenlere verdiği pâye, O’nun nasıl bir şefkat âbidesi olduğunu ispata yetmez mi? Bakın ne buyuruyor: أَنَا وَكَافِلُ الْيَتِيمِ فِي الْجَنَّةِ هٰكَذَا“Ben ve yetimi gözeten Cennet’te şöyleyiz.” diyor, sonra iki parmağını yan yana getiriyor ve yetimi görüp gözetene ne kadar yakın olduğuna işaret buyuruyor.437

Sanki Allah Resûlü, yetimi görüp gözeten ve onu himaye edenle benim arama Cennet’te kimse giremez, diyordu.

Hayvanlara da Şefkat

O’nun şefkati hayvanları da içine alıyordu. Yukarıda bir kadının bir kedi yüzünden nasıl Cehennem’e girdiğini; yine ahlâksız bir kadının bir köpeğe su içirmesiyle nasıl Cennet’e “Buyur!” edildiğini arz etmiştim. Bir başka hâdiseyi de nakledip bu hususu da noktalayalım:

731