İçeriğe geç

Evet, O bir peygamberdi ve mantığı da peygamber mantığıydı. Peygamber olarak düşünüyor ve peygamber olarak hareket ediyordu ki, hiçbir teşebbüsünde falso görülmüyordu. Falso şöyle dursun muvaffakiyetleri hep zirvedeydi. Yani bir başkasının, O’nun ulaştığı yere ulaşması mümkün değildi. Bu hususla alâkalı yüzlerce hâdise ve vak’a vardır. Ama, biz, içlerinden en önemli gördüğümüz birini nakledeceğiz:

Hâdise, Huneyn Muharebesi’nden sonra cereyan etmektedir. İbn İshak naklediyor; aynı nakli Buhârî ve Müslim’de de görüyoruz:

Huneyn Harbi, Mekke fethinden sonra olmuştur. Burada elde edilen ganimetleri Allah Resûlü, daha ziyade gönüllerini İslâm’a ısındırmak istediği insanlara vermiştir. Bunların çoğu, kavim ve kabileler arasında söz sahibi dedikleri dinlenen insanlardır. Mekke’nin fethinden sonra, böyle insanların gönüllerinin tam oturaklaşmasında, fetihlerin devamlılığı açısından da zaruret vardır. Zira bunların birçoğu, istemeyerek Müslüman olmuştur. Zamanla içlerindeki buzlar eritilmezse bunlar, küfür cephesinde bulundukları zamandan daha tehlikeli olabilirler. Evet işin burasında dahi Allah Resûlü’nün fetaneti açıkça görülmektedir.

255