Ara ara da olsa, bugüne kadar değişik dönemlerde, sağlam bir Kur’ânî yorum, müstakim bir İslâmî tasavvur –daha doğrusu İslâmî temsilden doğan böyle sema ufuklu ve baş döndüren bir hayat sistemi ki bütün bir ütopya dünyasında tahayyül bile edilememişti– hep yaşanagelmişti.. kim bilir bundan sonra da daha kaç kez yaşanacaktır.! Evet, zaman değişse, asırlar başkalaşsa da, insanların bu ölçüde ruhânîleşmesi için herhangi bir mâni olmasa gerek. Eğer Müslümanlar, az önce belirttiğimiz çerçevede, iyi bir mücahede ruhuna sahip bulunur, ne olursa olsun kendilerini asla gevşekliğe salmayıp hep uyanık davranır, hayatlarını, nefis ve cismaniyetlerinin ötesinde kalb ve ruh ufkuna göre sürdürebilir, tabiat ve mahiyetlerinin gereği kendilerinden meydana gelmesi muhtemel fenalıklara karşı sürekli teyakkuzda bulunur ve iç âlemlerinde de olumsuz hiçbir düşüncenin belirmesine meydan vermezlerse, o büyük mazhariyetler bugün için de söz konusu olabilir.
Aslında, İslâmî düşüncenin en önemli derinliklerinden biri de, onun, bazılarınca hor görülen bu dünya hayatını, her şeyi Hak rızasına bağlayarak imar etmeyi ve onu ahiretin bir bekleme salonu şeklinde düzenleyip imrenilir hâle getirmeyi yeğlemesidir ki, işte böyle bir mülâhaza çerçevesinde bu dünyaya her zaman, ahiretin bir mezraası, bir koridoru, bir rıhtımı ve bir rampası nazarıyla bakılabilir..
Evet, İslâmiyet muhataplarıyla, onların zâhir-bâtın bütün duygularını, düşünce, his, şuur, mantık ve idrak.. gibi derinliklerini nazara alarak diyaloğa geçer.. o, insanları bütün latîfe ve hâsseleriyle bir bütün olarak kabul eder ve o çerçevede onlarla konuşur; onların arzularına cevaplar verir, bütün tabiî ve beşerî ihtiyaçlarını karşılar ve onlara, bütün zamanlarda-bütün mekanlarda rahatlıkla inkişaf edebilecekleri bir ortam hazırlar.