İçeriğe geç

Haddizatında sünnet-i seniyye, bir yönüyle, farzından âdâbına kadar bütünüyle din demektir. Evet, dinî hayatı bize talim eden Allah (celle celâluhu), davranışlarını doğrudan doğruya kontrol altına alıp rızasına tevcih buyurduğu Peygamberimiz Aleyhissalâtü vesselâm’ı, hayatı talim etmek üzere bize göndermiştir. Kul, farzlarla Allah’a yaklaşır, fakat farzların üstünde nafilelerle o hâle gelir ki, –kudsî hadiste ifade buyrulduğu üzere– Allah, onun gören gözü, işiten kulağı, konuşan ağzı, tutan eli olur ve onu hep doğruya yürütür.[4] Yani, Allah, gördüğü şeyleri ona hiç yanlış göstermez de yalnız razı olduğu şeyleri gösterir ve gördüğü her şey ileride isabetli değerlendirmesine yardımcı olur. Böyle bir mü’min gördüğü her şeyden hakikate ulaşmasını bilir. Hidayeti gördüğünde ruhen kanatlanıp pervaz etmesine mukabil, dalâlet gördüğünde ondan şeytanı görmüş gibi kaçar. Böyle bir mü’min iyi bir ses duyduğu zaman, onun ruhunda hemen yükselme başlar. Güzel sesleri kötülerinden çok iyi tefrik eder, kulağına gelen şeyleri çok isabetli değerlendirir. Aynı zamanda Allah böyle bir insanı konuştururken de hakkı söyletir. Allah ona eliyle iş yaptırırken –alâküllihâl– Hak adına işler yaptırtır, ayağıyla bir tarafa doğru giderken de onu hakikat istikametine doğru yürütür.

55