Bir misal vererek konuyu sona erdirmek istiyorum. Bundan on beş sene evvel, yukarıda sözünü ettiğimiz ülkelerde intihar nispeti yüz binde on iki idi. Aynı yıllarda bu oran az buçuk dinine ve diyanetine bağlı bazı ülkelerde yüz binde bir nispetindeydi. Türkiyemizde ise belki yüz binde bir veya iki oranlarındaydı. İstatistiklerin ifade ettiği bu rakamlara bakılacak olursa böyle bir dünyada huzurun var olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira bu ülkelerde insanlar mesut olmadığı gibi, pek çoğu itibariyle böyle fertlerden müteşekkil bu tür toplumların itminan içinde olduklarını da söylemek çok zordur. Hatta güçlü bir devletin, gelip bu tür insanlardan oluşan bir memleketi elinin tersiyle bertaraf etmesi de çok zor olmasa gerek. Zira sefalet zaten onları yıkmış ve mahvetmiştir. Tahminime göre bundan on beş veya on altı sene evvel bir avukat arkadaşımız, biteviye Avrupa’yı gezip gelmiş ve bana şunları anlatmıştı. Ben şahsen arkadaşımızın daha o zamanlarda verdiği bilgilerden Avrupa’nın çürümeye başladığını görmüş ve “alternatif” diye inlemiştim. Zamanımıza gelinceye kadar da oralardaki kokuşma çok daha ilerlemiş ve durum çok daha beter hâle gelmiş olabilir.