İçeriğe geç

İşte bu kadar karakterli bir insanın Müslümanlığını dünyevî mülâhazalara bağlı görmek basit bir anlayışın ifadesi olsa gerek. Daha açık söylemek gerekirse, böyle düşünmek bir kin ve garaz ifadesinden başka bir şey değildir.

Osmanlı bütün coşkunluğuyla hiçbir aileye nasip olmayacak şekilde altı asır dünyanın en uzun imparatorluğu olarak yaşamıştır.. ve bu onların hakkıydı. Zira onlar, Kur’ân’ın bayraktarlığını yapıyorlardı. Eğer içimizdeki hainler ona darbe vurmasalardı, belki cihanın çok yeri bugün huzur içinde olacaktı.

Osmanlı’ya “hasta adam” dedikleri bir dönemde Avrupa’da Allah Resûlü’nü hafife alan bir piyes oynatılmak istenmiş ve Fransa’da sahnelendirilmek istenen piyes, Osmanlı hâriciyesinin gayretleriyle oynatılmamıştı. Bazılarının “Kızıl Sultan” dedikleri Abdülhamit Cennetmekân, Fransız ve İngilizlere ültimatom vermiş, bu hasta arslanın kükreyişi Avrupa’da büyük bir sarsıntı meydana getirmiş ve bu sarsıntıyla piyes ne İngiltere’de ne de Fransa’da oynanma şansı bulamamıştır.[2]

İşte bu, Osmanlı’nın hassasiyetidir. Onlar sahabeden sonra en muallâ mevkii işgal etmiş, altı asır Allah Resûlü’nün adını bayraklaştırmışlardı. Milletler atalarıyla, âbâ u ecdâdıyla ve kökleriyle vardırlar. Yahya Kemal: “Ben kökü mazide bir âtîyim.” der ki buna göre kökü olmayanın âtîsi de yoktur.

[1] Bkz.: İsmail Hami Danişmend, Türk Irkı Neden Müslüman Oldu, s. 60-128.[2] Bkz.: Ziyad Ebuzziya, “Sultan II. Abdülhamid’in Dini ve Milli Konulardaki Hassasiyeti: Fransa, İngiltere ve İtalya’da Oynanmasını Yasaklattığı Piyesler” Beşinci Milletlerarası Türkoloji Kongresi: Tebliğler (22/28 Eylül 1985), 2/327-368.

155