İçeriğe geç

Evet, her mü’min, bir yılan veya çıyan karşısında duruyor gibi nefsine karşı devamlı surette gerilim içinde olmalı ve nefsini kınamalıdır. Bu kınama işinin herkes için yapılmasının doğru olup olmayacağının münakaşası yapılabilir. Bu, tamamen her insanın vicdanına kalmış sübjektif bir meseledir. Ancak münakaşası yapılamayacak bir mesele vardır ki, o da insanın, hangi mertebede olursa olsun daima günahlarını hatırında tutmasıdır. İnsanın hâlihazırdaki ömrüne kadar geçmişini düşünüp, bugünden sonra, yarınla başlayan bütün ömrüyle ahirete çok iyi hazırlanması için sık sık geçmişin defterini okuması şarttır. Büyük muhasebe insanı Hasan Basrî Hazretleri, –ihtimal tahayyülâtıyla alâkalı– seyyiatını madde madde sayarak âdeta kendine şunlarla seslenmektedir: “Hani sen bir gün, falan çarşıdan geçerken, orada bir nâmahremin olduğunu gördüğün hâlde gözlerini kontrol etmedin. Biliyordun ki, gözüne bir nâmahrem ilişecek, yine de dikkatli olmadın. Sen bu hâlinle hâlâ velîlik mi iddia ediyorsun? Yine sen bir gün şurada duruyordun. Orada nefsini gemlemen mümkün iken, nefsini olabildiğine salıverdin. Serkeş bir at gibi nefsinin arkasından sürüklenip gittin!” … vs.. vs..

Hasan Basrî Hazretleri bunları Rabbisine hâl arzı esnasında söyler, O’nun huzurunda tahayyülat mülâhazalarını seslendirir. Maksadı nedir bilemiyoruz; ancak aklımıza ilk gelen şudur: İhtimal hazret, kendisinde zuhur eden hârikulade hâlleri kendine mâl etmemek için böyle bir nefis muhasebesine girmiş olabilir. Evet insan, bazı muvaffakiyetleri neticesinde; “Demek ki benim bu konuda bir liyakatim varmış.” diyerek yanlış ve fâsit bir düşünceye girebilir ki bu öldürücü bir husustur. Hasan Basrî Hazretleri işte bu hususları dile getirerek ruhunu nefsine karşı teminat altına almış bulunmaktadır.

188