Üçüncüsü, mesele değerlendirilirken Allah’ın ilminin de hesaba katılması lâzımdır. Allah, olmadan evvel her şeyin nasıl olacağını bilir. Allah, Alîm-i Mutlak’tır ve bütün eşyayı ilmiyle ihâta etmiştir; O, olmuş ve olacak her şeyi bilir. Binaenaleyh, O’nun ezelî bir ilmi vardır. Buna göre dinsiz olacak bir kişiyi Allah öyle bir muhitte yaratır. Başka birisi iradesini kullanarak Yahudi veya Hıristiyan olacaksa onu da bu dinlerin sâliklerinin yaşadığı bir muhitte var eder. Başka birisi, irade ve istidadını kullanarak Müslüman olacaksa, onu da İslâm’ın intişar edebileceği bir muhitte vücutla şereflendirir. Bu insan, nerede olursa olsun, irade ve istidadını kullanarak Allah’ı ve İslâm dinini bulabilir. Ancak, böyle büyük bir istidadın inkişaf etmesi için bir kısım materyale sahip olması gerekir. Allah da onu o şekilde yaratır. Onun için Allah’ın muhît olan ilmini hesaba katmadan yapılan hesaplarda her zaman yanılmalar olabilir. Ama meseleyi bütün eşyayı, manzar-ı âlâdan müşâhede eden Allah’ın ilmi açısından ele alacak olursanız, dünyanın neresinde olursa olsun bir insan henüz dünyaya gelmeden milyonlarca sene evvel Allah onu ve irade alanını bildiği için bunları yerli yerine yerleştirir. Ara sıra, aldanmayalım ve iradesinin tam şâmil ve hâkim olduğunu görelim diye de bazen o muhitlere zıt nesiller de var edebilir...
Her şeyi en iyi bilen O’dur.
[1] M. F. Gülen, Asrın Getirdiği Tereddütler 2/72.