Konuyu biraz daha açma adına bir üslûp değişikliği çerçevesinde “ben”den başlamak istiyorum. Başkaları da “ben” deyip konuyu kendi hesaplarına değerlendirebilirler. Ben, bir fert olarak imana ve Kur’ân’a hizmet yönüyle Allah’a hamd ederim ki, Cenâb-ı Hak önemli vazifelerle şerefyâb kıldı. Ben mahiyetim ve maddem itibariyle hiç ender hiçim. Fakat bu hiçlikte Allah farklı varlık cilvesi lütfetti. Allah bazen mücrim bir kuluna da vaaz u nasihat etme imkânını bahşedebilir... ve öyle yaptı; yaptı ve sizler gibi nadide bir cemaatin karşısına çıkardı. Çıkardı da geleceği nescedebilecek bir cemaatle hemhâl kıldı. Ben bu yönden kendimi dünyanın en bahtiyar insanlarından sayar ve “Allah, zavallı bir merkûbu tuttu, nezahetle yaşayan, hizmet etmeye namzet insanların yanına getirip koydu.” derim. (Burası nefsime ait olduğu için siz kendinize hakaret saymayın.) Ben işte buna aşağılık duygusu demiyorum. Madde ve mahiyetim itibariyle Rabbimin nazarında kirli bir damla sudan ibaretim.[3] Buna rağmen halk şayet beni i’zam ve tebcilde bulunuyorsa, bu hususta yanılmış olabilirler. Ama kendi zaviyemden ve bakışım açısından ben hep böyle düşünürüm. Halk, düşüncesinde ve verdiği hükümlerde yanılmış olabilir. Bu noktada da çok korkarım ve korkmam da lâzım, sonra da, “Rabbim, beni halkın nazarında büyük, Senin nazarında küçük eyleme.”[4] derim. Halk, bir insanı büyük görebilir. Ancak ben, nezd-i ulûhiyetinde boyum ne kadar ise o kadar ve onun da altında görünmek isterim. Bugün bâlâlardan bâlâ fakat yarın ayaklar altında merkûp bile olamayacak hâle düşmektense,
كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ “Doğrusu onlar davarlar gibidirler, hatta onlar yolca, yöntemce daha da sapıktırlar.” (Furkan sûresi, 25/44)