Hazreti Âdem, وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ “Şu ağaca yaklaşmayın!” (Bakara sûresi, 2/35) sınırını aşarak memnu meyveye el uzatmıştı. Bu, haddizatında bir zelleydi. Şeytan da اُسْجُدُوا “Secde edin!”[6] emrine itaat etmeyerek secde etmemişti. Vâkıa, bu da büyük bir günahtı. Bununla beraber şeytanın günahı şeytanın küfrünü netice vermiş, Hazreti Âdem’in zellesi ise peygamberlik pâyesine dahi halel getirmemişti. Çünkü Hazreti Âdem, cürmünü itiraf ederek huzur-u Rabbi’l-âlemine yönelmiş ve tam bir teveccühte bulunmuştu; şeytan ise, “Çamurdan yarattığın kimseye secde mi ederim! (Benden üstün kıldığın adam bu mu?)”[7] diyerek tekebbür ve gurura kapılmıştı.
Hâsılı, en büyük günah, günah olduğu bilinmeden yapılan günah, günah işlerken ızdırap duyulmayan günah ve onu nedamet ve pişmanlıkla eritemediğimiz günahtır. En küçük günah ise, istiğfar ve tevbe potasında eriyip yok olan günahtır.
Cenâb-ı Hak günah işlettirmesin. Şayet sürçer ve düşersek, o zaman da tevbeye irşad ve hidayet buyursun.
[1] Müslim, îmân 144[2] Buhârî, vasâya 24, hudûd 30; Müslim, îmân 145[3] Ebû Dâvûd, sayd 10, el-Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ 3/408[4] Abdurrezzak, el-Musannef 10/460; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 1/273[5] Bkz.: ed-Deylemî, el-Müsned 5/199; el-Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb 2/44[6] Bakara sûresi, 2/34; A’râf sûresi, 7/11; İsrâ sûresi, 17/61; Kehf sûresi, 18/50; Tâhâ sûresi, 20/116.[7] Bkz.: İsrâ sûresi, 17/61