Ayrıca, herkes bir ilmin müçtehidiyken başka bir ilmin mukallidi olabilir. Bu, fen ilimlerinde de böyledir. Mesela, atom fiziği üzerinde ihtisas yapan bir insan bu mevzuda yeni şeyler geliştirebilir. Bugün atom fiziğiyle alâkalı çalışma yapanlar, konunun öncülerini takip ve taklit ediyorlar. Atomun ilk kâşifi denilen Demokrit’ten günümüze, öncekileri taklitle başlayıp yeni teoriler ortaya koyan yüzlerce bilim adamı vardır ki, bunlar da bir mânâda mukallit sayılırlar. Bugün liseler ve üniversitelerde pek çok mukallit hocalarımız vardır. Yine, yazdığı kitap Avrupa’da sekiz asır boyunca tıp derslerinde okutulan İbn Sina’nın ortaya koyduğu kanunlar vardır. Fakat bu kanunların çoğu günümüzde demode olmuş ve rafa kaldırılmıştır, ama kendinden sonra gelen tıpçılar için o bir müçtehittir ve hep taklit edile gelmiştir. Bu bilgisiyle İbn Sina bu devirde olsaydı, başkalarının mukallidi olacaktı. Bunun gibi, fıkha ve kelâma ait meselelerde bir kısım kimseler müçtehit, bunlardan bir kısmı da o müçtehitlerin mukallidi demektir. İşte bu tür meselelerde avam mukallit, havas da o meseleyi bizzat kaynağından çıkaran insan demektir.