İkinci olarak, Bediüzzaman yaklaşık şu mütalaayı serdeder: İnsanları hak bir hedefe götüren vesileler de hak olmalıdır. Aksi halde maksadın aksiyle tokat yenilir. Aksine eğer hakka ulaşma adına bâtıl vesileler değerlendiriliyorsa, meselâ, insanlara İslâm adına bir şeyler anlatalım denirken, kitle ruh hâletinden istifade etme gibi bâtıl bir yola tevessül ediliyor, propaganda gücüne dayanılıyor ve insanlar aldatılıyorsa, böyle bir yolda başarıların devamı imkânsızdır. Bu yüzden, Allah’a giderken, attığımız her adımın, O’nun rızası dairesinde olup olmadığına fevkalâde dikkat etme mecburiyetindeyiz.2
Biraz daha açabiliriz: Birkaç asırdan beri Müslümanlar, hakka, hakikata giderken, hep bâtıl yolları, bâtıl sistemleri denemişlerdir. Allah da maksatlarının aksiyle onları sürekli tokatlamıştır. Diğer yandan Müslümanlar arasında uzlaşmacı olacağımıza hep uzaklaştırmadan yana olmuşuzdur. Hâlbuki tevfîk-i ilâhînin en büyük teminatı ve bizim Allah katında kabul gören en büyük fiilî duamız, ittifakımızdır. Hakk’ın hatırı âlîdir. Meşrep ve mizaç farklılıkları fıtratın muktezasıdır. Öyleyse hemen şunun bunun aleyhinde olmamak ve onunla uğraşmak yerine yapılan her hizmeti alkışlamak mü’min olmanın gereğidir.
Bu konuda üçüncü husus da Allah’ın kanunlarına riayet meselesidir. Allah’ın (celle celâluhu) iki çeşit kanunu vardır. Bunlardan biri, kâinatta cereyan eden ve fizik, kimya, astronomi, astrofizik, biyoloji ve tıp gibi değişik ilimlerin esaslarını teşkil eden kanunlardır. Buna “kâinat kitabı” da diyebiliriz. Bu kitap bir bakıma sessizdir, fakat dilinde binbir nağmenin tesiri gizlidir.
Dipnotlar
- 2 Bediüzzaman, Sözler s.792 (Lemeât).